13/10/2020
32 yaşındayım. İnsanın doğadan koptuğu, koparıldığı bir zaman dilimine denk geldi ömrüm. Maalesef eşyanın, kariyer saçmalığının ve ihtiyacımızdan çok daha fazla paraya sahip olmanın; mutluluğun kaynağı olduğunu sandığımız hayatları yaşadığımız bir zaman dilimi... Her geçen gün yeşilden, ağaçtan, topraktan uzaklaşıp, bencilliğimiz, ego ve hırslarımızdan beslendiğimiz hayatlarımızda, başarı olarak nitelendirilen zırvalıklar içinde debelenip duruyoruz; hep daha fazlası için. Bilinçli ya da bilinçsiz, her geçen gün daha da zorlaştırdığımız bir mücadelenin, hiç bitmeyecek bir kavganın içinde. Peki neden? Daha basit, daha yavaş ve daha sakin yaşayamaz mıyız. Mesela durup, düşünüp, yüzümüzü tekrar doğaya çevirebilsek ne kaybederiz sahip olduklarımızdan; aksine aldığımız nefesin, yaşadığımız her anın değerini anlamaz mıyız; bir süreliğine de olsa becerebilsek çemberin dışına çıkabilmeyi. Şükürler olsun hayatımda yaşadığım bazı kırılma noktalarından sonra tabiatın ve insan dışındaki canlıların ne denli kıymetli olduğunu farkettim insan için. Farkındalıklarım, hassasiyetlerim her geçen gün daha da gelişti, güçlendi ve birey olarak daha bir başka yerden bakmaya başladım hayata. Hal böyle olunca da her fırsatta doğanın kucağına atıyorum kendimi (keşke çok daha fazla zaman geçirebilsem toprakla, ağaçla, yeşille ancak sistem buna izin vermiyor) Neyse ki yine de mutluyum, sahip olduğum hayat defterini olabildiğince yeşile boyuyorum, güzel resimler yapıp, keyifli hikayeler yazıyorum içinde kuşların özgürce uçtuğu. Geçtiğimiz hafta sonu da bu keyifli hikayelerden birinin içinde güzel bir gün geçirdim. Üyesi olmaktan çok mutlu olduğum ile Türkiye'deki en iyi yürüyüş rotalarından birini adımladık. Neyse çok uzattım, umarım az da olsa kafa açabilmişimdir, sevgiler.