Turkey Jewish Heritage

Turkey Jewish Heritage Turkey Jewish Heritage aims to organize Jewish cultural tours in Turkey.

“Hayatta iken, tabiat, o beni geride bırakacak diye korkardı; öldükten sonra da ben onunla öleceğim diye korktu.”Pantheo...
11/08/2024

“Hayatta iken, tabiat, o beni geride bırakacak diye korkardı; öldükten sonra da ben onunla öleceğim diye korktu.”

Pantheon… Yıllar sonra ‘Tüm Yollar Roma’ya Çıkar.’ misali kısa Roma’da beni yine etkileyen ,Ayasofya’ya ilham veren kubbesi ile büyüleyici yapı.

Pantheon’da gömülü isimler arasında,yukarıdaki sözlerin sahibi Atina Okulu resminin çizeri olan Raffaello Sanzio,İtalya’nın ilk kralı II.Vittorio Emanuele sayılabilir.

M.Ö. 27 ila M.S.14. yüzyılları arasında Roma’da tüm Tanrılara adanan bir Pagan tapınağı olarak inşa edilen Pantheon, özellikle kubbe mimarisinde Ayasofya’nın atası sayılabilir.

Romalı mühendisler tavanın ve İmparator’un saygınlığının çökmesini engellemek için, dahiyane çözümler üretti. Kubbenin kaidesini tutacak ve içe doğru açı yapıp, dışa doğru yaptığı baskıyı dengeleyecek 6 metre kalınlığındaki duvarlar,beton içine yerleştirilen boş amfora ve testiler inovatif çözümlerden sadece birkaçıydı.

Pantehon’da Oculus adı verilen tepedeki açıklık,güneşin hareketine göre farklı dönemlerde içteki tanrı heykellerini aydınlatmış ve içerisindeki ışık- hava dengesini de sağlamaktaymış.Nitekim 21 Nisan Roma’nın kuruluş gününde bu ışığın girişi aydınlatması Romalı imparatorların göğe yükselmesi olarak yorumlanmış.

İtalya’nın ünlü ailelerinden Papa VIII. Urbanus, döneminde Panteon Tapınağı öyle yağmalanmıştır ki Roma halkı “Quod non fecerunt barberi, fecerunt Barberini” (Barbarların yapmadığını Barberiniler yaptı.) demiştir.Sadece bu yönü ile bile Pantheon bana Ayasofya’yı anımsattı.

Kimler Pantheon’u ziyaret etti? Yapıyı gördüğünüzde neler hissettiniz?
Roma’da buluşmak dileğiyle…

Hayat her hamlesini oyuncunun seçtiği,öngörü ve ustalığı sayesinde kazanacağı bir tür satranç mıdır? Ya da sonuca er ya ...
29/07/2024

Hayat her hamlesini oyuncunun seçtiği,öngörü ve ustalığı sayesinde kazanacağı bir tür satranç mıdır? Ya da sonuca er ya da geç ulaşılmasında yeteneğin çok sınırlı bir rol oynadığı,asıl sonucu atılan zarların belirleyeceği,kimilerinin kör talih,kimilerinin ise Allah’ın zaten önceden vermiş olduğu karar dedikleri bir tavla oyunu mudur?

Şu sıralar dünyanın iklimi satranç oynayan batı ile tavlaya meraklı doğu arasında gittikçe açılan uçurumda bilinmeze giderken,gelin tavlanın geçmişine uzanalım.

🎯Yaygın olan rivayetlere göre tavlanın ilk ortaya çıkışı, dönemin Hint İmparatoru’nun,Perslerin başında olan İran Şahı Nevşiyan’a bir satranç oyunu göndermesi ile başlar.İmparator satrancı gönderir ama oyunla ilgili bir açıklama yapmaz. Onun yerine satrançla birlikte içerisinde aşağıdaki satırların olduğu bir mektup gönderir. 
 
“Pers imparatoruna;
Kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi görüyor ise o kazanır.
İşte hayat budur…”
 
Bunun üzerine Pers İmparatoru, vezirinden hem bu oyunu çözmesini hem de bu oyuna karşılık farklı bir oyun icat etmesini emreder. Vezir yaklaşık bir hafta düşünür ve içerisinde şansa hiç yer olmayan satranca karşılık bugün tavla dediğimiz oyunu icat eder. Bu oyun Hint Kralına, içerisinde şansa vurgu yapılan şu mesajla armağan edilir:
 
“Hint İmparatoruna;
Evet kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi görüyor ise
O kazanır.
Ama biraz da şanstır.
İşte hayat budur…”

🎯Tavla kelimesinin Osmanlılara geçişi ise İtalyancadan olur. İtalyanca’da ‘masa’ anlamına gelen ‘tavola’ kelimesi, şu anda oynadığımız tavlaya adını vermiştir.

🎯Tavlanın anavatanı Orta Doğu olsa da Romalılar, “Duodecum Scripta et Tabulae” ya da kısaca “Tablolar” adını verdikleri versiyonlarıyla bu oyunu gerçekten popüler hale getiren ilk toplum olmuşlardır.

🎯Önümüzdeki birkaç gün batı medeniyetinin doğduğu Roma’da olacağım.Colosseum’dan,Aşk Çeşmesi’ne,İspanyol Merdivenleri’nden,Pantheon’a,lezzet ve görsel şöleniyle 10 yıl sonra Roma yine beni büyüleyecek biliyorum.

🎯Roma’ya dair önerilerinizi duyabilir miyim? Dünyanın büyük şehirlerini hayatınızın farklı dönemlerinde görmek nasıl bir duygu yaratır sizlerde?

Mois Gabay ile ‘Flaneur’ gezgin olmak…Flaneur bir kent gezginidir.Anın izini süren,rastgele dolaşarak sürekli yer değişt...
21/07/2024

Mois Gabay ile ‘Flaneur’ gezgin olmak…

Flaneur bir kent gezginidir.Anın izini süren,rastgele dolaşarak sürekli yer değiştiren flaneur,kenti okumak,üretmek ve gözlemlemek için kullanır.Hareket halinde olmak, düşünsel bir yenilenmeyi ve kimliksizliği beraberinde getirirken,flaneur toplumu ve kendini arar.
Flaneur ‘aylak aylak’ gezerken boş zamanı entelektüel üretimin kaynağını oluşturur.

Flanörün kentte, sokakta ve caddede aradığı şey özgünlük ve biricikliktir…

Flanör, yalnızca yürümek için yürür. Bir yere gitmek için acele etmez, onun yapmak istediği kentin pasajlarına kuytu köşelerine ve kenar mahallelerine girerek onu tecrübe etmek ve merakını gidermektir. O, kentin içinde modernitenin dolaylı ve sürekli değişen etkisini gözlemlemek ister. Flanör, kentin cazibesine müthiş zevklerine dalar, bunları tadar,ama bir şekilde ondan ayrı kalır.

Charles Baudelaire’den,Walter Benjamin’e Londra’dan,Paris’e ve en nihayetinde Orhan Veli’den,Yusuf Atılgan’ın ‘Aylak Adamı’na,Sait Faik’in öykülerine ‘flaneur’ kendini hikayesi olan her kentte görebilir.

İşte Mois Gabay’ın da flaneur hali daha küçük yaşlardan önce babası ile ardından da yalnız başına bu şehirde yaptığı yürüyüşlerle başlamıştır…

O, İstanbul’un herhangi bir yerinde, Beyoğlu’nun bütün arka sokaklarında, Haliç’in girinti çıkıntılarında,Cihangir’de,Dolapdere’de, Nişantaşı’nda,Şişli’nin arkalarında, Tatavla’da,Kuzguncuk’ta,Yeldeğirmeni’nde,
Moda’da kısacası bu şehrin Flâneur’ünün rahat edebileceği ne kadar sokak varsa hepsinde, kendi evindeymiş gibi güvenle dolaşmış ve içselleştirmiştir…

Bu hayatta her yolculuğun bir hikâyesi olduğunu, hayatın kimi zaman kederli,kimi zaman keyifli molalar gerektiren bir yolculuğa benzediğini farkeden tüm ‘flaneur’ ruhlara selamla…

Yazıktır kurtarıcıya ihtiyaç duyan toplumlara! Dünya’nın döndüğünü ilk keşfeden bilim insanı Galileo, 1610’da “Dünya dön...
07/07/2024

Yazıktır kurtarıcıya ihtiyaç duyan toplumlara!

Dünya’nın döndüğünü ilk keşfeden bilim insanı Galileo, 1610’da “Dünya dönüyor” tezini ileri sürdüğünde bir anda kendini engizisyon mahkemesinin karşısında bulur.
Sürecin ölümle sonuçlanacağını gören Galileo, iddiasından vazgeçer. Çünkü evrenin sonsuz olduğunu iddia ettiği için engizisyon mahkemesi tarafından 1600 yılında Roma’da diri diri yakılarak idam edilen meslektaşı Bruno’nun hatırası henüz çok tazedir. 

Rivayet edilir ki, Galileo’dan bu geri adımı beklemeyen öğrencileri ona; “Kahramanı olmayan toplumlara ne yazık” diyerek sataşırlar.
Galileo ise ‘’Asıl, kahramanlara ihtiyaç duyan toplumlara ne yazık” der ve yoluna devam eder. 

Mayıs sonunda organizasyonuyla değerli dost müthiş anlatımı ile yakından tanıma fırsatı bulduğum Mardin bienali’ni düşünürken içinden geçtiğimiz antroposen ve kapitolasen çağında her zamankinden çok bir kurtarıcı bekleyişimizi hatırladım.

Halbuki bugün Mardin Bienali’ne ilham veren fikirler İstanbul’dan sanat okunmaz diyerek yıllarca yaptığı röportajlarla Anadolu’nun yazgısını, Alevinin, Kürdün, Bektaşinin, yoksul köylünün derdini, sesini tüm ülkeye duyuran Fikret Otyam gibi aydınlarımızın eseri değil midir?

Halil Altındere,Sarkis, İnci Eviner, Yıldız Moran, Cevdet Erek, Laurent Grasso ve adını sayamadığım değerli sanatçılar daha uzakların bize yakın yakınların ise uzaklaştığı bir gerçekliği anlatmıyorlar mı?

Hiç bir işe yaramayan bir köfte havayolunun yolcularında savaş nedeniyle yollara dökülen insanların çaresizliği,yapay zekayla minyatüre yerleştirilmiş Dark Vader’ün timhasın kafasını koparırken Neo Osmanlıcığa yapılan gönderme ve daha nicesi yeterince cesur örnekler…

Peki ne zaman bir kurtarıcı beklemek yerine sistemin kendisine güven duyabileceğimiz bir gelecek kurabiliriz dersiniz?

Yaşadığımız absürd ortamda gerçek kurtarıcının yine ancak biz olabileceğimizi idrak edebilmemiz,uzaklara bakarak yakınlarımızın halini anlayabilmemiz için daha ne kadar beklemek gerek?

Hepimize sanatla,müzikle,edebiyatla içiçe doğadan iyice nasiplenebildiğimiz bir pazar dileğiyle!

‘’Yakında görüşürüz fevkaladem. Seni tekrar görme fikrinden dolayı o kadar mutluyum ki, bunu yazarken kendi kendime gülü...
30/06/2024

‘’Yakında görüşürüz fevkaladem. Seni tekrar görme fikrinden dolayı o kadar mutluyum ki, bunu yazarken kendi kendime gülüyorum… Tekrar başlayacağımız Salı gününe denk seni öpüyor ve kucaklıyorum.’’

Varoluşuçuluk akımının önemli temsilcilerinden hepimizin ‘Yabancı’ ile tanıdığı Albert Camus ile yasak aşkı İspanyol oyuncu Maria Casares arasındaki 860 mektuptan sonuncusu yazarın ölümünden tam 4 gün önceydi.Camus, Fransa’nın güneyindeki Provence bölgesindeki aile evi Lourmarin’den tren yolu ile Paris’e döneceğini yazmıştı.

İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın Fransa’yı işgal etmesi sonrası Direniş hareketine katılan ve bu dönem boyunca birden fazla hayat yaşayan Camus, Casares ile yaşadığı aşk sırasında piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evliydi.

Sisifos Söylencesi’nde Camus, bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte diğer yandan da eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz der. Bu çelişki Camus’ye göre absürdün ta kendisidir. Yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan absürdü yaşar. Hayatın anlamsızlığı ve boşluğu karşısında kendimizi öldürmemiz mi gerekir? İşte tam da burada varoluşçuluk devreye girer.

Camus’ye göre hayat hiçbir şey değildir, itina ile yaşanmalıdır. Hayatın bu anlamsızlığı içinde anlamlı bir şeyler yaşamanın da sakıncası yoktur.Camus ‘Yabancı’ eserinde makineleşmiş bir toplumda makineleşmiş insanın ölümü bile nasıl rahatlıkla kabul ettiğini, insanın ve içinde bulunduğu toplumun nasıl bu duruma geldiğini anlatmaktadır.

Provence bölgesinin Lourmarin köyünün birbirinden keyifli sokaklarında gezerken,Camus ile Casares arasındaki aşkı,mektuplaşmaları,hayatı bu kadar anlamsız görüp,hatta en anlamsız ölümlerden birinin trafik kazası olduğunu söylerken bizzat kendisinin yayıncısı Michel Gallimard’ın kullandığı spor otomobilin bir ağaca çarpması sonucu olay yerinde hayatını kaybetmesini düşündüm.

Peki aradan geçen 70 yıla yakın süreçte sizce Sartre’mı Camus mü haklı çıkacaktı?
Sorguladığımız,farkındalıkla yazgımız ne olursa olsun içinde en iyisini yapmaya gayret ettiğimiz umut dolu bir pazar dileklerimle…

Not : Jean Paul Sartre ile Albert Camus arasındaki fikir ayrılığını merak edenlere bilgi yorumlarda…

Dünyanın en olağanüstü 5 yeraltı şehrinden biri ve en eski tuz madeninin Krakow’un bir kasabasında olduğunu biliyor musu...
09/06/2024

Dünyanın en olağanüstü 5 yeraltı şehrinden biri ve en eski tuz madeninin Krakow’un bir kasabasında olduğunu biliyor musunuz?

🎯Bugün de bir şeyin çok pahalı olduğunu ifade etmek için kullandığımız “Bana biraz tuzlu geldi” deyimi de bu madenden dünyaya yayılmış. Zira, tuz madeninin sahibi Polonya kralı Büyük Kazimir (1310-1370) işçilerin çok ağır koşullarda çalışarak çıkardığı tuzu dünyaya pazarlayarak büyük servetler elde elde etmiş. Yine,14.-16. yüzyıllar arasında tuzdan elde edilen gelir krallığın üçüncü büyük kalemini oluşturuyormuş.

🎯 Polonyalılar’ın ne kadar dindar Katolikler oldukları malum.Yeraltında bile bunu göstermişler, 20 civarında irili ufaklı kilise ve şapel oymuşlar. En inanılmazı ise tuz madencilerinin koruyucusu olduğuna inanılan Azize Kinga’ya adanan büyük kilise.

🎯 Duvarlara oyulmuş çeşitli dini tablolar, örneğin “Son Akşam Yemeği” ve Papa 2. Jean Paul’un anısına yapılan, ancak kendisinin hiç göremediği bir heykeli de Polonya’nın birçok yeri gibi buraya da yapılmış.

🎯 Madenin en akılda kalan özelliklerinden biri de yüzyıllar boyunca atların çalışması. Devasa tuz bloklarını, atların çektiği vagonlarla bir yerden bir yere iletip yine atların döndürdüğü makaralı sistemlerle yukarı yolluyorlarmış. Madendeki son at (Basia), artık ihtiyaç kalmayınca 2000’li yılların başında yeryüzüne çıkmış. Burada çalışmış belki binlerce at, ömürleri boyunca gün ışığını bile görmemiş.

🎯Büyük Tuz adı verilen Wieliczka Madeni’nde bir yandan yüzyıllar boyunca burada çalışan insanları düşünürken öteyandan tuzun dönemin egemenlerine nasıl bir gelir getirdiğini hayal edebiliyorsunuz.

🎯 Madenin en ilginç özelliklerinden biri de buradaki Büyük Şapel’de evlenmenin bir prestij göstergesi olup,aylar evvelinden sıra alınmasıymış.

🎯 2 saat süren bir gezinin sonunda içinizden çıkma isteği uyandıran bir madende neredeyse hiç gün yüzü görmeden,yıllarca hayati tehlikeyle çalıştığınızı düşünün.Madenin kanlı yüzü bir yana,bugün Wielizcka Krakow’a geldiğinizde turistik aktivitelerde ilk sırayı almakta…

Aramızda bu madeni ziyaret edenler var mı?
Sizler neler hissettiniz?

📌 Güney Fransa,Provence bölgesi aklımda ünlü ressam Van Gogh esintileriyle, Roma dönemi yapılarıyla ve Provansal kültürü...
26/05/2024

📌 Güney Fransa,Provence bölgesi aklımda ünlü ressam Van Gogh esintileriyle, Roma dönemi yapılarıyla ve Provansal kültürüyle kaldı. Şehir II.Dünya Savaşı’nda bombalanıp şehirdeki bir sürü Roma kalıntısı yok olmasına rağmen halen gezebileceğiniz forum, arena, Roma hamamı ve bir sürü Romanesk bina mevcut.

📌 Saint Michel yıllarımın ‘Sur le Pont d’Avignon’ şarkısının izinde Avignon’u gezmek,14.yy. ve 15.yy’da Katolik dünyasını yöneten ve o zamanlardan bugünümüzün dünyasını şekillendiren insanlarla aynı topraklara basıp aynı havayı soluduğumu hissetmek bu geziyi eşsiz kılan unsurlardan biriydi.

📌Beaux de Provence bölgesinde Carrieres de Lumieres galerisinde taşları oyup içini bir mağara gibi yapan ve bu taşlara çeşitli sanatsal eserleri yansıtan çağdaş sanat galerilerini gezmek de bambaşka bir deneyimdi.

📌 Kültürel gezilerimizi bitirdiğimizde Chateau Lacoste bağlarındaki şarap tadımlarına eşlik etmek,bir tablonun adeta içinde zamandan bağımsız yolculuk etmek gibiydi.

dostları ile Kurban Bayramı’nda 15-19 Haziran’da sanatın,kültürün ve tarihin içinde Güney Fransa’nın köylerinde buluşacağız.

Provansal kültürden, açık gökyüzünden, doğal insanlardan, güneşten ilham aldığımız yollar bizimle olsun!

Hayatlarını çocukları için feda eden tüm annelere… Fransızca’yı yeni öğrenmeye çalıştığım hazırlık sınıfı yılları. Her s...
12/05/2024

Hayatlarını çocukları için feda eden tüm annelere… 

Fransızca’yı yeni öğrenmeye çalıştığım hazırlık sınıfı yılları. Her sabah saat altıda elinde üstüne yeni Fransızca kelimeler yazdığı ufak karton kâğıt parçaları ile oğluna kelime öğretmek için uyanan bir anne. Okuldan dönüşte yine gündüz hazırladığı kolej yıllarından kalma notları ile ders çalıştırmak için beni bekliyor. Bir yandan babamın rahatsızlıkları ile boğuşurken oğlunun hep en iyisi olması için canla başla mücadele veriyor annem…

Sevgiyi, sevginin gücünü nasıl göstereceğimizi bilemiyoruz kimi zaman. Hayatımızdaki tüm olumsuzlukları yüklediğim, hayal kırıklıklarımda bile sakince beni dinleyen anneme şu an nerede ise, “Seni çok seviyorum” diyebilmek için kalabalıklar içinde farkettirmeden gözyaşları içinde yazıyorum bu satırları… Keşke torununu görebilseydin diyorum,eminim bir yerlerde izliyor bizleri…

Ne mutlu ki oğlum,tıpkı canım annem gibi fedakar bir anneye sahip,biliyorum ilerde bu annenin evladı kimseye kötülük yapmaz diyecekler Maksiko’mu tanıyanlar… Maksiko’mda ailesinden gördüğü gibi fikri hür vicdanı hür bir Cumhuriyet genci olarak yetişecek.

Geri gelmeyecek yılların ve insanların bilincinde her daim umutla baktı annem beni her gördüğünde. Hayat giderek zorlaşıp, yorgun bedeni hastalıklarla boğuşsa da benden alacağı tek iyi bir haberin gözlerini ışıl ışıl parlattığını hatırlıyorum şimdi.

Annesi hayatta olan tüm şanslı dostlara… Onları ne kadar çok sevdiğinizi söylemek için asla yarını beklemeyin. Ayrılıkların bizden uzak olduğu, annelerimize doya doya sarılabildiğimiz nice anneler günlerine…
Bugünlerimin mimarı canım annem seni çok seviyorum.

Ey Endülüs! Neler gördün neler geçirdin…Aklın zirveye çıkışını da gördün,yobazlığın sefaletini de.Önce aforoz edilmeleri...
08/05/2024

Ey Endülüs! Neler gördün neler geçirdin…

Aklın zirveye çıkışını da gördün,yobazlığın sefaletini de.Önce aforoz edilmelerine rağmen İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak kabul etmeyen Ariusçulara kucak açtın.Sonra Şarlken’in buyruğuyla onları lanetledin.İbni Meserre’nin batıni-eşitlikçi düşüncelerinin yeşermesine fırsat verdin,sonra onun kovulmasına göz yumdun.

Ardından Müslümanların ilim irfan yükselişine,yüzbinlerce el yazması kitaba,üniversiteye binlerce öğrenciye ev sahipliği yaptın.Vakit murabıtların cahil,bilgisiz yobaz dönemi geldiğinde sözü Maliki ulemasına bırakıp,o kültür hazinesinin yok edilmesine,Gazali’nin filozofların kitaplarının yakılmasına,eğlencenin sazın sözün yasaklanmasına izin verdin.

İbn-i Rüşd,İbn-i Arabi, İbn-i Gafiki’nin yeşermesine fırsat verdin,lakin insanlığın büyük mirasını İsabel’in,Şarlken’in Engizisyonun gazabından koruyamadın.

Geçtiğimiz hafta misafirleriyle Granada,Cordoba,Sevilla,Malaga ve Ronda’dan oluşan Endülüs turundaydım.

Engizisyonun acı hatıralarının yaşandığı coğrafyada,bir süre daha varlığını sürdürebilmek için Nasrid hanedanlarının Hristiyanlarla işbirliğine girip birbirlerine nasıl ihanet ettiklerini de gördük,kendi elleriyle Granada’yı nasıl teslim ettiklerini de…

Geometri,ritim,su ve ışığın uyumunu izledik,Allah’ı sembolize eden birbirinin tekrarı geometrik desenlerde büyülendik.

Bu yıl 3 Mayıs’ta Santa Cruz gününe de denk geldik.İstanbul’un atalarından İmparator Konstantin’in annesi Helena’nın Kudüs’te İsa’nın çarmıha gerildiği kutsal haçı bulduğu gün bir Roma festivali olarak her yıl geleneksel kıyafetlerle kutlanmaya devam ediyor.

Zil,şal ve gülün ülkesi,Flamenko’nun kalbi Endülüs…
En yakın zamanda görüşmek dileğiyle…

Ben Modern değil, Eski Zamanlar’a ait bir adamım, Fransızdan çok Çinliyim, ayrıca ülke düşüncesi, yani haritada kırmızı ...
18/04/2024

Ben Modern değil, Eski Zamanlar’a ait bir adamım, Fransızdan çok Çinliyim, ayrıca ülke düşüncesi, yani haritada kırmızı veya mavi çizgilerle çevrelenmiş bir toprak parçasında yaşayıp yeşil ve siyah gösterilen diğer toprak parçalarından nefret etme zorunluluğu bana oldum olası dar görüşlü, at gözlüklü ve geri zekalı bir aklın ürünü gibi görünmüştür. Ben yaşayan her şeyin ruh kardeşiyim. İnsanın olduğu kadar zürafanın da timsahın da.”

Alain de Botton’un ‘Seyahat Sanatı’ eserinde Flaubert ülkesine duyduğu nefret sonucu icat ettiği milliyet tanımına göre, kişinin milliyeti doğduğu ya da ailesinin yaşadığı yere göre değil, ona cazip gelen yerlere göre belirlenecekti.

Sizler için de benim gibi ‘Seyahat Etmek’ bir yaşam şekli ise,her macerayı ürün veren bir toprağa dönüştürebilmek sadece sizin elinizdedir.

Şükür ki,bayram tatilinin yoğun temposunda keyif dolu dostlarımla Baştan Başa Fas rotasını başarıyla tamamladık.Hiç ara vermeden gündüz ve akşam turlarıma da dopdolu bir katılımla devam ettim.Şimdiden bu haftasonu kış aylarında ayrı kaldığımız Taşın dile geldiği Kent Mardin’e ayak basmak için heyecanlanıyorum.

Birileri mesleğimizi değersizleştirmeye gayret ededursun bu hesabı takip eden genç meslektaşlar için neden sıkılmadığımı birkaç cümleyle paylaşayım!

* Rehberlik bana göre ne sadece tarih,arkeoloji,sanat tarihi,psikoloji,coğrafya gibi alanlar değil bunların hepsi,bundan da öte benim için hedef sadece öğrenmek değil hikâyelerine kafa yormak,özümseyebilmek,görünenin ardındaki görünmeyene bakmaya çalışmak.
* Bir rotayı anlatmaya karar vermeden evvel önce kendimin ikna olmasını ve keyif almamı önemsiyorum.Gastronomi de bu işin kaçınılmaz bir parçası.Ve tabii ki görsellik.Önce kendimize sonra da misafire saygıyı unutmamak ve mesafeleri doğru belirleyebilmek.
* Bir profesyonel tur rehberinin iyi rota bilgisi olabilir ancak her konuda uzman olamaz,olmamalı.Önce kendisine ‘Ben neden bu rotayı yapıyorum?’ diye sorabilmeli.
* Kendimizi tekrar etmekten kaçınmalı,sürekli okumalı,keşfetmeli ve paylaşmalıyız! Bu meslek bizlere verilmiş bir nimet.Kalitemizi arttırdıkça mesleğimize yönelik tehditlerin de üstesinden elele gelebileceğiz

Kafkaslar’ın Yıldızı Tiflis📌Uyumsuzluğun içindeki uyumun,sarayları,Gürcü mimarisindeki katedralleri,antikacıları,Sovyet ...
24/03/2024

Kafkaslar’ın Yıldızı Tiflis

📌Uyumsuzluğun içindeki uyumun,sarayları,Gürcü mimarisindeki katedralleri,antikacıları,Sovyet mimarisiyle süslü evleri,sülfür hamamları,şarap tadımları ile keyif dolu bir Kafkas deneyimi Tiflis.

📌Bu bina ne zaman çökecek derken içinden umut dolu insanların çıktığı,fotoğraf karelerinden öte renkler sunan,Kura nehrinin iki yakasını bağlayan Barış köprüsü,Gürcistan’ın annesi Kartlis Deda Heykeli,Küçük Kale Narinkala’nın ara mahalleleri,Chateau Mukhrani’de veya ara sokaklarda şarap tadımları ile her anınız dolu dolu geçecek bir rota Tiflis.

📌 Konaklama için Rooms,Stamba ve Fabrika Hostel birbirinden orjinal 3 otel.1930’lardan kalan eski Sovyet Matbaası’ndan otele dönüşen Stamba, odalarda pikap,kokteyl bardakları,Gürcü sanatçıların eserleri ile orjinalliğini koruyan sıradışı bir deneyim.Bina Gürcistan’daki ilk komünist gazetenin matbaasıydı.

📌Rustavelli Caddesi’ndeki kafe ve mağazalarda keyifli vakit geçirebilir,gece de mutlaka Vake bölgesindeki barlara uğrayıp renkli gece hayatını keşfedebilirsiniz.

📌Gürcü mutfağı da bu deneyimin kaçınılmaz bir kısmı,Khachapuri isimli peynirli pideleri,Khinkali gürcü mantısı,Ojakhuri veya Qababi ile eti bol hareketler ve tabii ki kırmızı şarap ağzının tadını bilenleri bekliyor!

📌Sizlerle de 8-10 Kasım’da bir Tiflis kaçamağı yapıp,hem midemizi hem de gözümüzü doyuracak bir deneyim yaşayalım mı?

Kafkaslar’ın Paris’i Bakü’yü keşfedelim mi?Geçtiğimiz haftasonu petrolleri ve doğal zenginliği sayesinde son yıllarda en...
17/03/2024

Kafkaslar’ın Paris’i Bakü’yü keşfedelim mi?

Geçtiğimiz haftasonu petrolleri ve doğal zenginliği sayesinde son yıllarda en büyük,en görkemli yapılarıyla dikkat çeken Bakü’yü keşfettim.

📌Hazar Denizi kıyısında kurulan Bakü,adını Farsçada “büyük rüzgar” anlamına gelen “Bad-ı Kübra’dan” alıyor. Bir taraftan etkileyici gökdelenleri öteyanda “İçerişehir” denilen bölgede dar sokaklar, taş yapılar, tarihi eserleri bir arada görebiliyorsunuz.

📌Şehri keşfe modern, sıradışı ve futuristik mimarisi ile Azeri toplumunun geleceğe yönelik yaklaşımının da bir sembolü olan Haydar Aliyev Kültür Merkezi ile başlamanızı öneririm.Zaha Hadid imzalı bu ödüllü binada Aliyev sergisi göz kamaştırıcı.

📌Ünlü şair ve düşünür Nizami Gencevi’den adını alan Nizami caddesinde soluklanıp,Edebiyat müzesinde ortak değerlerimizi tanıyabilirsiniz.

📌Şehirde kamu yapıları da ihtişamda birbiriyle rekabette, Azerbaycan Ulusal Sanat Müzesi, Bakü Modern Sanat Müzesi,Kristal salon mutlaka görmeye değer.

📌Zerdüştlük kültürünü sembolize eden,en küçüğü 140 metre yüksekliğindeki 3 ateş kulesi gökdelenler geceleri ışık gösterileriyle ‘Bakü’nün sonsuz alevini’ sembolize etmekte.

📌 İçerişehir’deki Şirvanşahlar Sarayı’nı,eski bir Zerdüşt kulesi olan Kız Kulesi’ni de ziyaret edip,Camii mimarisindeki inceliklerle mest olduktan sonra bölgedeki keyifli lokantalarda ortak mutfak kültürümüzü de tatmayı unutmayın!

📌Sahilden finikülerle ulaşılan Şehitlik’te ortak şehitlerimizi anarken,şehrin silüetine bakmayı,vakit durumuna göre Halı Müzesi’ni ziyaret edip,ışıltılı Targovi Caddesi’nde de turlamayı unutmayın.

📌Ortak dili konuştuğumuz,genç nüfusuyla bizleri ilgiyle karşılayan,ışıklı binaları,görkemli yapılarıyla sizi içine alan bu şehri mutlaka keşfetmeli!

📌Sonbaharda Cuma-Pazar vizesiz seyahat kolaylığıyla Butik Bakü turu yapalım mı? Keşfeden dostlar da aynı fikirde mi? Bakü’yü sevdiniz mi?

Indirizzo

Rome

Notifiche

Lasciando la tua email puoi essere il primo a sapere quando Turkey Jewish Heritage pubblica notizie e promozioni. Il tuo indirizzo email non verrà utilizzato per nessun altro scopo e potrai annullare l'iscrizione in qualsiasi momento.

In evidenza

Condividi