24/02/2014
Kızılağaç köyü,
Haritadan bakılınca Bodrum'un dışında bir yermiş gibi görünen, aslında Bodrum'a sadece üç km uzaklıkta bir yerleşim yeri. Bodrum Belediyesi beldelere ayrılınca, Yalı beldesine bağlanmış.
Resmi belgelerde adı mahalle olarak yer almasına rağmen yaşayanların "köyümüz" demekten vazgeçmedikleri yer kızılağaç.
Adını kızılçam ormanlarından almış. 2007 yılında çıkan yangında büyük bir bölümü yanmış. Yerine yeni ağaçlar dikilmiş.
Meşhur torba kavşağından sola döndükten sonra virajlı ve yeni dikilmiş çam ağaçları ile çevrili bir yoldan beş dk kadar Yalıçiftlik yönüne sürün arabanızı.
Sağlı sollu zeytin ağaçları ile çevrili Bodrum mimarisini andıran ama asla benzemeyen, tek, bazen de çift katlı haneleri göreceksiniz.
Dağınık fakat tertemiz girişleri, yan taraflarında ahırları, bahçelerinde tavukları, nadiren de köpekleri olan avluları ile.
Köpek deyince, arabayı dikkatli kullanın çünkü yol boyunca cins cins köpekçikler her araba gördüklerinde önünüze fırlayabilirler.
Bunların buralara terk edilen köpekçikler olduğunu söylüyorlar.
Hatta
-"Yazları getiriyolla abla sona bırakıyolla" diyorlar.
Acı ama gerçek, büyük şehirlerden gelenlerin tek yaptıkları da bu değil tabi...
Birkaç km daha gittikten sonra Muhtarlığı, çevresinde köy kahvesi, hemen herşey satılan bakkalları, kasabı, marangozu ve haftada iki gün açık olan sağlık ocağı var. Bir de berber dükkanı var ki görülmeye değer, iki metre kare, bir koltuktan oluşuyor.
Muhtarlığın yanında pazar alanı olarak da kullanılan boş ama ağaçlarla çevrili bir alan görürsünüz.
Birkaç km sonra ise Bodrum'un nadir mavi bayraklı koylarından biri olan Yalıçiftlik beldesi halk plajı var. Hani hep yazılır ya da söylenir ya, yeşil ve mavinin eşsiz buluşması, işte aynı bu tarif gibi...
Yazları iğne atsan yere düşmez bu plajda, kışın in-cin top oynuyor, ne yazık ki oyunları bir-iki ay sürüyor, zira bu köyde Kasım ve Mart ayında bile denize giriliyor.
Pazar günleri pazarımız kuruluyor. Milas'tan ve civar beldelerden gelen pazarcıların yanında, köyümüzün becerikli ve iş bitirici hatunları da el emeği göz nuru yaptıkları börekleri, sarma ve dolmaları burada minik tezgahlarında satıyorlar.
Her Pazar özellikle sımsıcak sohbetleri için gittiğim pazar yerinde, gözlerdeki pırıltıları ile insanın içine umut saçıyorlar.
Aile yaşantısı kavramının belki de en güzel örnekleri bu köyde, kadınlar da söz sahibi erkekler de. İlişkilerdeki bu güzelliğin halen kaybetmedikleri utanma duygusundan geldiğini düşünüyorum.
Sözsüz konuşmalar, gözle ve vücut dili ile anlatılan meramlar o kadar fazla ki, kelimelerin ardındaki anlam için uğraşmıyorlar. Ailelerde ortak bir bilinç var, herkes görevini biliyor, hatta herkes sanki kendi görevine doğuyor.
En ufağından en büyüğüne kadar tüm bireyler bu bilinçle hareket ediyor.
Ortak kavramların çokluğu, sevgi ve paylaşımı da beraberinde getiriyor. Mevlitler, düğün yemekleri, sünnet törenleri ve iftarlar hemen hemen tüm köyün bir araya geldiği ortaklaşa işlerin yapıldığı paylaşımlar.
Ege bölgesindeki tüm köyler gibi bu köyde de zeytin ağaçları bol ve verimli, zeytinin yanında onların "harup" dedikleri "harnup ya da keçiboynuzu" ağaçları, incir ve badem ağaçları var.
Kasım, Aralık ve Ocak ayı zeytin zamanı olduğu için onları bu mevsimlerde görmek zorlaşıyor. Hemen hepsi en az yüz ağaç ve çokça dönüm zeytin ağaçlı arazisi olduğu için erken saatlerde ortalıktan kayboluyorlar.
Köyümüzde enteresan gelen bir şey de arazi değil de ağaç sahibi olmak, hatta bu yüzden dedelerinin diktiğini söyleyerek komşumuzun bahçesinden zeytin toplayabileceklerini hatta ağacı kesebileceklerini bile iddia edenler olmuş.
Komşumuz da bizim gibi köye sonradan gelen ve buraya on beş senedir uyum sağlamaya çalışanlardan. Birçok yerde olduğu gibi biz dışarıdan gelenlere tanıyana kadar "gavur" muamelesi oluyor elbette.
Neyse ki biz bu süreci çabuk geçirdik ve bizi "aralarına" hemen aldılar.
Köyümüzde güzel olan çok şey var, bunlardan biri de çocuk sayısı ve isimleri. Çokça arazi ve iş olmasına rağmen çocuk sayısı hep iki, birkaç aile de üç çocuk gördüm "tekne kazıntısı" deyip gülüyorlar.
İkinci kuşaklarda bol miktarda Mustafa, Hüseyin ve İbrahim isimleri var. Hatta nüfus cüzdanlarından farklı isimlerle anılan kişiler bile var. Üçüncü kuşakta bunun önüne geçilmiş ve sade isimler