21/06/2025
DENİZLİ ADININ KÖKENİ:
Denizli ilk defa bugünkü şehrin 6 km. kuzeyinde, Eskihisar Köyü civarında kurulmuştur. Türkler Denizli havalisini zapt ettikten sonra şehir merkezini suyu bol olduğu için bugünkü Kaleiçi mevkiine nakletmişlerdir.
Tarihi kayıtlar ve son bilimsel çalışmalardan elde edilen bulgulara göre “Denizli” adı hakkında domuz hayvanı ve domuz bolluğu ile bağlantılı tevatüre dayalı isimlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır.
Denizli hakkında 2008-2013 yılları arasında araştırmalar yapan Türkolog, yazar, araştırmacı, TRT-Yönetmeni, fotoğraf sanatçısı, televizyon programı yapımcısı Servet Somuncuoğlu (Ölüm tar. 2013) Denizli’deki Türk izlerini ve varlığını 70.000 fotoğraf ile tespit etmiştir. Bu fotoğraflar Denizli Ticaret Odası arşivinde saklanmaktadır.
Bu saha çalışmaları sonunda TRT tarafından “Tamgalar Dengizli” Belgeseli çekilmiş ve birçok kanalda 3 Bölüm halinde yayınlanmış ve halen sosyal medyada erişime açıktır.
Somuncuoğlu’na göre Türkler 1071 sonrası Anadolu’yu fethettikten sonra toplu halde yerleşmekle beraber, Anadolu’ya Türklerin ilk gelişlerinin MÖ. 3000-2000 yıllarına kadar uzanabileceğini iddia edenler olsa da tarihçiler arasındaki genel kabul IV. Yüzyılın sonlarına doğru Avrupa Hunları ile birlikte Peçenek boylarının Anadolu’nun batısına geldikleridir. Anadolu’da ilk Türk izlerine Doğu ve Kuzey Doğu Anadolu’dan Batı Anadolu’ya kadar rastlamak mümkündür. Bundan hareketle Ege bölgesindeki ağızlarda, yer adlarında, Türklüğe ait kültürel unsurlar halen yaşamaktadır. Ayrıca günümüze ulaşan eşyalar, mezar kalıntıları, mezar taşları, kurganlar, kaya resimleri ve taşlar üzerindeki Orhun/runik alfabesi ile yazılmış yazılar bu tespitin doğruluğunu tasdik etmektedir.
Somuncuoğlu’na göre Türkler sanılandan çok daha önce Denizli bölgesine gelmişlerdi. Denizli’ye gelen ilk Türkler Oğuz Kağan’ın oğlu Deniz Han, soyundan gelen Üç-Oklar kolundan Peçenek boyuna mensuptur. Peçenekler Bizans kaynaklarında da adı geçen bir boydur. Yereldeki Ladik (Laodikya) halkı bu yeni gelen Peçenekleri hem Deniz Han soyundan geldikleri hem de karşılıklı telaffuz farklılıkları nedeniyle “Denizli” olarak adlandırmış ve bu isim tarihsel süreçte beldenin adı ağızdan ağıza değişerek “Denizli” olarak yerleşmiştir.
“Tengiz” kelimesi eski Türkçe’de “deniz” “göl” ve “büyük su” demektir. “Tengüzlü” ise bugünkü imlâsıyla “Denizli” demektir.
Bu bağlamda “Deniz” tüm Türk lehçe ve ağızlarında “Dengiz”, “Djenkiz”, “Cengiz”, “Tjengjiz” olarak söylenir ve telaffuz edilir ve Orhun ve Arap alfabelerinde de sesli harfler kullanılmadan benzer şekilde yazılır.
Meşhur “Timuçin” de Deniz Han soyundan geldiğini ima etmek için kendisine “Cengiz Han” “Djingis Khan” demiştir.
Bu isim de Çin alfabelerinde bazı sesli harfler kullanılarak “Chéng jí zī”, “Tjéng jí zī” olarak yazılmıştır.
İbni Batuta’nın seyahatnamesinde ve Mesaliküllebsar’da Arap alfabesiyle “Tngzl” yazması ünlü “o” veya “u” harfleri eklenerek “Tonguzlu” olarak farklı ve gerçekçi bir anlam ifade etmeyen bir şekilde yorumlanmıştır.
Böyle abartılı bir isimlendirme olsaydı Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde bu acayip adı mutlaka yazardı.
Evliya Çelebi Denizli’den “Lâdik” adıyla söz eder. Bu, şehrin Osmanlı dönemindeki yani en yakın dönemdeki adıdır. Çelebi, 17. yüzyıldaki gözlemlerine dayanarak Denizli’yi oldukça canlı ve gelişmiş suyu deniz gibi bol ve sıcak su kaynaklarıyla meşhur olduğunu bir şehir olarak tasvir eder. Şehrin sebze ve meyve bahçeleri, ipekçilik faaliyetleri ünlüdür. Ayrıca halkının misafirperverliğini ve şehrin ticaret yolları üzerindeki önemini de vurgular.
Bizans döneminde bölgeye ilk gelen Peçenek Türklerinin simgeleri deniz rengini andıran “Çakır” dır. Kendilerine yukarıda açıklandığı gibi Tingizli, Çingizli denilmiştir. Denizli de halen “Ng” sesi genizden “N” sesi olarak çıkartılır. Yerel ağızda “Denizli” bugün dahi genizden çıkan bir sesle “Dengizli” olarak söylenir. Dengizli ismi 1071 den sonra gelen Türk boyları ve obaları arasında bağlılık ifadesi olarak “Dengizliyim Oğuz Türküyüm” şeklinde kullanılmıştır. “Denizliliyim” değil. Halen boy ismi ile anılan köylerde bu şekilde kullanılmaktadır. Örnek; Kınık yeri, Çakır, Dodurga, Oğuz, Aliveren… Ayrıca Denizi, gölü suyu ve domuzu bol olan birçok belde “Domuzlu” veya “Denizli” adını almamıştır. Bunun yanında “Domuz” binlerce yıldan beri Türkler arasında sevilen, anılan, simgeleştirilen, kabul gören bir hayvan değildir. Bu nedenle tevatür de olsa olumlu bir belde ismi olarak ta kullanılmaz.
Denizli’nin resmi adı, tarihi kaynaklarda da tevatürlere dayalı “Tonguzlu” olarak değil başka isimler altında da görülmektedir. Selçuklu kayıtları ve Denizli mahkemesi şer’iye sicilleri “Ladik” ismini vermektedir.
Bu isim alma sürecini doğrulayan başka Tarihi kaynaklara göre, 1402 yılında gerçekleşen Ankara Savaşı sonrası Timur’un kışı geçirmek için yöneldiği şehirlerden biri olan Denizli, o dönemde de aynı bugün olduğu şekliyle “Dengizli” ismiyle anılıyordu. Timur’un bölgeye gelişini anlatan kaynaklarda da “Denizli” adının kullanıldığı görülüyor.
Timur, Ankara Savaşı zaferinin ardından askerleriyle birlikte güneyde kışlayacak bir bölge arayarak Ekim 1402’de Denizli civarına yerleşmiştir. Geçmişte gerçek dışı bir yorumla Tonguzlu olarak bahsedilen bölgenin bugünkü Servergazi Mahallesi bölgesinde ve halen “Domuz Deresi” olarak anılan yerdir.
Sonuç olarak bilimsel verilere dayanan yukarıda ifade ettiğimiz açıklamalarda belirtildiği gibi “Denizli” adı tarihi dayanağı olan bir kökene sahip kesin bir addır ve zamanla ağızdan ağıza değişerek “Denizli” şeklini almıştır.
Kaynak*: Servet Somuncuoğlu, Prof. Dr. Kazım Mirşan, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, Prof. Dr. Turgut Tok, Prof. Dr. Mustafa Aksoy, Mustafa Koç.