Gölbaşının Sesi

Gölbaşının Sesi Ankara Gölbaşı İnternet Gazeteciliği
www.golbasininsesi.com Ankara Gölbaşı'nın haber ve yorum gazetesi

Sn. Kılıçdaroğlu’nun “ Osmanlı'nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye, o coğrafyaya gitme...
10/06/2026

Sn. Kılıçdaroğlu’nun “ Osmanlı'nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye, o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır. Biz, dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundayız. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız.” sözlerini işitince hiç şaşırmadım.
Kılıçdaroğlu, etrafında olan bitene göre pozisyon alan kurnaz bir siyasi kişilik.
Bu söz değerlendirilirken; Osmanlı Devleti’nin nelerle mücadele etmek zorunda kaldığından habersiz, Birinci Dünya Savaşını ve Kurtuluş Savaşımızı bilmeyen, Sakarya Meydan Savaşı’nı Sakarya ilimizde yapıldı zanneden tarih fukarası birinin cehaleti olarak ele almayın. Bu söz bilinerek söylenmiştir ve hedefi bellidir.
Partisinde Genel Başkanlığı kaybetmiş ve iki yıldan fazla makamından uzak kalmış iken mahkeme kararıyla dönebildiği partisinde yaptığı ilk toplantıda bu sözleri söylemeye neden ihtiyaç duyduğuna mantıklı bir açıklama getirmesi mümkün değildir
Sn. Kılıçdaroğlu herhalde bu konuşmasıyla küresel güç merkezlerine Türkiye ve bölge ülkeleri ile halklarına yönelik planlamalarınızı , projelerinizi biliyorum, destekliyorum, emrinizdeyim, planlamalarınıza hizmet edeceğim mesajını vermiştir.
Türkiye’ye; Orta Doğu ülkesi hatta Lübnan olunması,
üniter ve ulus devletten vazgeçip ‘Osmanlı Millet sistemine’ geçilmesi ve demokrasiden, cumhuriyetten uzaklaşarak monarşiye dönülmesini telkin eden merkezlere ben hazırım sinyali çakılmıştır.
Bu sözler Sn Kılıçdaroğlu’nun siyasi fantezisi olarak da yorumlanamaz. Sunni olarak büyümenin ne anlama geldiği, neye hizmet edeceği, nasıl gerçekleştirileceği, Türkiye’ye ne yük yükleyeceği, bölgesel ve küresel barışa ne gibi olumsuz etkilerinin olacağını hatta darbeler vuracağını da herhalde hesaba katılmış olunması gerekir.
Türkiye’ye bölgede ikinci çıbanbaşı olacak yapılanmaya taşıyıcı annelik görevi yüklenerek önce büyütülüp sonra Türkiye’nin parçalanacağını görmeyecek kadar körleşmiş olması da mümkün değildir.
Bizim yorumumuz budur.
Bu sözler boş sözler değildir ve belli bir misyona sahip bir siyasi tarafından bilinerek söylenmiştir….
Eğer aksi bir niyetle söylenmiş ise bir an önce sözün sahibi tarafından gerçekler açıklığa kavuşturulmalıdır.

Mustafa Hidayet Vahapoğlu sayfasından alındı

08/06/2026

Bazı sünnilerin Karamanlı Türklerine yönelik hakaret veya küçümseme içeren yaklaşımların temelinde, Türk eşittir Müslüman şeklindeki katı ve indirgemeci kimlik tanımı yatar.

Bu dar bakış açısı özellikle bazı Sünni muhafazakar çevrelerde Hristiyan bir Türk varlığını kabullenmekte zorluk yaratabilir.​Sosyolojik olarak osmanlı’dan devralınan millet sisteminde topluluklar milliyetlerine göre değil , dinlerine göre sınıflandırılıyordu.
Bu durum zihinlerde Türk olmayı sadece İslam ile bağdaştıran bir otomatik algı oluşturdu. Karamanlılar gibi Grek alfabesiyle Türkçe yazan ve ortodoks olan bir topluluk bu kalıba uymadığı için yabancı veya hain etiketiyle yaftalanma riskiyle karşı karşıya kalmıştır. ​Karamanlılara yönelik hakaretlerin bir diğer sebebi ise ciddi bir tarihsel bilgi eksikliğidir.

Birçok kişi karamanlıların zorla hristiyanlaştırılmış rumlar olduğunu iddia ederek onların türk kökenini reddeder. Oysa karamanlılar dillerini ve geleneklerini yüzyıllarca korumuş, Kurtuluş Savaşı döneminde dahi Anadoluya bağlılıklarını bildirmişlerdir. Bu cehalet, bizden olmayana karşı duyulan asılsız bir nefretin yakıtı haline gelir.

​1923 Mübadelesi ile karamanlılar türkçe konuşmalarına ve kendilerini bu topraklara ait hissetmelerine rağmen sadece dinleri sebebiyle yunanistan’a gönderilmişlerdir. Gittikleri yerde türk tohumu olarak dışlanırken, Anadolu’da kalan bazı çevreler tarafından ise Hristiyan/Rum olarak reddedilmişlerdir. Bu iki taraflı dışlanma, toplumsal empatinin ne kadar zayıf kalabildiğinin bir göstergesidir.​Bir topluluğun inancı üzerinden milliyetini veya aidiyetini sorgulamak, sadece tarihsel bir hata değil, aynı zamanda insani bir hak ihlalidir.

Karamanlıları dışlamak Anadolu’nun öz be öz Türkçesini (Arkaik Anadolu Türkçesi) koruyan bir kültürel hazineyi reddetmek demektir. ​Ayrıştırıcı Dil: "Gavur", "Dönme" veya "Yabancı" gibi ifadelerle yapılan saldırılar, toplumsal barışı zedeler ve Türkiye’nin çok katmanlı tarihsel zenginliğini fakirleştirir. ​Karamanlı Hristiyan Türklerine yönelik olumsuz tutumlar genellikle dogmatik bir din anlayışının milli kimliği yutmasından kaynaklanır.

Oysa bir insanın dili, kültürü ve kökeni ile inancı arasında bir çatışma olmak zorunda değildir. Gerçek bir tarih bilinci ve hoşgörü, Karamanlıları "öteki" olarak değil, Anadolu’nun kadim ve sadık bir evladı olarak görmeyi gerektirir.

Türklerin Kök Sesi sayfasından alındı
Eren Çakmak

Gölbaşı Belediyesi bir önceki dönem Özel Kalem Müdürü Osman (Bostanoğlu) ile  Elif  evlendi.Düğün töreninde çiftin nikah...
06/06/2026

Gölbaşı Belediyesi bir önceki dönem Özel Kalem Müdürü Osman (Bostanoğlu) ile Elif evlendi.

Düğün töreninde çiftin nikah şahitliliğini; siyaset bilimci, önceki dönem Ankara Büyükşehir Belediyesi MHP Grup Başkanvekili ve bir önceki dönem Belediye Başkan Yardımcısı Murat Ilıkan, TV100 Genel Yayın Yönetmeni Deniz Gürel ve Ülkü Ocakları eski Genel Başkan Yardımcısı Aşkın Dinçer yaptı.

Gölbaşımızın sosyal ve siyasi hayatında sevilen isimleri buluşturan bu anlamlı günde, davetliler Elif ve Osman Bostanoğlu çiftini tebrik ederek mutluluklarına ortak oldu. Biz de gazete olarak genç çifte Sağlıklı, Huzurlu ve Başarılı yaşam dileriz.

Polis Akademisi Başkanlığı Güvenlik Bilimleri Enstitüsü, Adli Bilimler Enstitüsü ve Trafik Enstitüsü Lisansüstü programl...
05/06/2026

Polis Akademisi Başkanlığı Güvenlik Bilimleri Enstitüsü, Adli Bilimler Enstitüsü ve Trafik Enstitüsü Lisansüstü programlarını başarıyla tamamlayan 98 öğrenci düzenlenen “2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Lisansüstü Programları Mezuniyet Töreni” ile mezun oldu.

Gölbaşı Kaymakam Erol Rüstemoğlu ve Gölbaşı AK  Parti İlçe Başkanı Selim Akceylan TOKİ Başkan Yardımcısı Dursun Baştürk’...
04/06/2026

Gölbaşı Kaymakam Erol Rüstemoğlu ve Gölbaşı AK Parti İlçe Başkanı Selim Akceylan TOKİ Başkan Yardımcısı Dursun Baştürk’ü ziyaret ederek Gölbaşı'na yapılacak 5 büyük projenin detaylarını paylaştı:

1. Etap TOKİ Ekim'de Teslim: 545 konutluk TOKİ 1. Etap Projesi’nde teslim süreçlerinin inşallah Ekim ayı içerisinde başlaması planlanıyor. 2. Etap çalışmaları da hız kesmeden devam ediyor.

4 Bin Yeni Sosyal Konut: Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut hamlesi kapsamında Gölbaşımıza en az 4 bin konutluk yeni bir proje kazandırılıyor. İmar planlarının ardından hızla ihale aşamasına geçilecek.

"İlk Evim İlk Arsam" Süreci Başlıyor: Hak sahiplerine teslim edilecek yaklaşık 5 bin arsa için planlama çalışmaları ve onaylar tamamlandı. Dağıtım süreci yakında başlıyor.

"İlk İşyerim" ile 1000 Yeni İşyeri: Oğulbey Mahallesi’nde inşaatı başlayan 1000 işyerinin ihale süreci bitti. Bu dev yatırım, Gölbaşımızın üretimine ve istihdamına büyük katkı sağlayacak.

🛠️ Gölbaşı Sanayi Sitesi Modernleşiyor: Oğulbey’deki 1000 işyerinin hemen yanındaki alanda TOKİ planlama çalışmaları sürüyor. Süreç tamamlandığında sanayi sitesi esnafımız daha modern ve geniş yeni alanlara kavuşacak.

Başkan Akceylan, desteklerinden ötürü başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum’a, İl Başkanımız Sayın Hakan Han Özcan’a, milletvekillerimize ve TOKİ Başkanlığımıza teşekkür etti.

Gölbaşı Son Gaste

Davet 🎼 Səda Müzik ve Dans Grubu Akademik Konseri'ne davetlisiniz. Səda Müzik Kursu, Azaflı Sosyal Yardım ve Kültür Dern...
03/06/2026

Davet

🎼 Səda Müzik ve Dans Grubu Akademik Konseri'ne davetlisiniz.

Səda Müzik Kursu, Azaflı Sosyal Yardım ve Kültür Derneği, Türk Dünyası Kültür Merkezi ve Hürriyetçi Eğitim Sen Ankara 2 No'lu Şube iş birliğiyle düzenlenen Səda Müzik ve Dans Grubu Akademik Konseri, sanatın birleştirici gücünü ve kültürel değerlerimizi sahneye taşıyor.

Bu özel programda, Səda Müzik Kursu öğrencileri ve Səda Müzik ve Dans Grubu üyeleri, eğitim süreçlerinde kazandıkları bilgi, beceri ve sahne deneyimlerini sanatseverlerle paylaşacaktır. Akademik bir anlayışla hazırlanan konser, öğrencilerimizin sanatsal gelişimlerini sergilerken Türk Dünyası ve Kafkas kültürünün yaşatılmasına da katkı sunacaktır.

Tüm halkımızı ve sanat dostlarını bu anlamlı geceye davet ediyoruz.

*12 Haziran 2026 Cuma*
🕖 *Saat: 19.00*

📍 Aşık Mikayıl AZAFLI Konferans Salonu
Zübeyde Hanım Cad. No: 56
Azaflı Plaza / Beştepe / Ankara

Katılımlarınız bizleri onurlandıracaktır.

Səda Müzik Kursu
Səda Müzik ve Dans Grubu

Can sıkıntısından yazdım. Bildiğiniz şeyler okumasanız da olur yani. Bir süredir ülkenin üzerine çöken o ağır, yapay ve ...
02/06/2026

Can sıkıntısından yazdım.
Bildiğiniz şeyler okumasanız da olur yani.
Bir süredir ülkenin üzerine çöken o ağır, yapay ve geniz yakan dumanı siz de hissediyorsunuz, değil mi?
Televizyon ekranlarından taşan, her akşam aynı ezberlerle kurulmuş o kakofoni, aslında büyük bir hakikati gizlemek için ayarlanmış bir gürültü aygıtı.

Bize "büyük stratejiler", "tarihi adımlar" ve "yeni anayasalar" diye sunulan her şeyin aslında tek bir amaca hizmet ettiğini artık içten içe herkes biliyor: Günü kurtarmak ve o dünyayı da saran devasa gücün koltuğa yerleştirdiği küreselleşme aygıtının koltuğundan aşağı düşmemesini sağlamak.

Bugün Türkiye'de en muhafazakârından en sekülerine, en iktidar yanlısından en sert muhalifine kadar kimsenin itiraz edemeyeceği, herkesin yastığa başını koyduğunda kabul ettiği çıplak bir gerçek var: Bu ülkede ilkeler çoktan öldü; geriye sadece pozisyonlar kaldı.
Dün söylenen en ağır, en yenilir yutulur olmayan sözlerin bugün ekranlarda nasıl büyük bir pişkinlikle "devlet aklı" diye ambalajlandığını izletiyorlar halka.

Bir zamanlar "asla" denilen ne varsa, bugün "vatan millet" parantezine alınarak önümüze konuyor. 180 derecelik bu keskin dönüşleri, U-dönüşlerini hiç kimse rasyonel cümlelerle açıklayamaz.
Açıklanamayan başka bir durum da bu rasyonel dönüşlere ayak uydurmaya çalışan o liderlere bağlı örgütler.
Bunun adı esneklik değil, bunun adı omurga tasfiyesidir.
En keskin milliyetçiliğin en radikal çözümlerle, en büyük adalet vaatlerinin en derin hukuksuzluklarla aynı masada meze edildiği bir siyasi pazar kuruldu.

Ve bu pazarın tek bir kuralı var: Gücü elinde tutan haklıdır.
Peki, ya karşı taraf? İktidarın bu muazzam savruluşuna ve bilinçli yanlışlarına karşı topluma umut olması gereken muhalefet, yıllarca bu tiyatronun en sadık dekoru olarak görev yaptı.
Koltuklarını korumak, kendi küçük iktidar alanlarını muhafaza etmek için kendi seçmeninin gözünün içine baka baka siyasi mühendislik oyunları oynadılar.

Tabandaki o tertemiz fedakârlığı, toplumsal öfkeyi ve değişim arzusunu, meclis koridorlarında milletvekili pazarlıklarına tahvil ettiler.
İktidar ne zaman sıkışsa, toplumsal gazı alacak hamleyi bizzat muhalefet liderliği yaptı. Bu bir beceriksizlik değil, bu bir sistem ortaklığıdır.

Çünkü emperyal güçlerce planlanıp sermayece sürdürülen bu düzende muhalefet olmak da konforlu bir iktidar biçimidir.
İşte tam bu yüzden, her şeye gücü yeten, tek bir imzayla ülkenin kaderini değiştirebilen bir iradenin, sanki önünde yasal engeller varmış gibi "yeni anayasa" şarkıları söylemesini halk kendi zekasıyla alay etmek olarak değerlendirmeye başlandı.

Tabii bu duruma neden olan tek adam yönetiminin engelsizliğinden çok dış siyasette belirginleşen ABD etkileri ve ABD'nin Ortadoğu temsilcisinin cahil demeçlerinin etkileri de göz ardı edilemez. Mevcut yasalara uyulmayan bir ülkede, yeni yasalar istemek adalet arayışı değil, mevcut hukuksuzluğa yasal bir kılıf dikme çabası olarak değerlendirilmesine neden olması normal sayılmalıdır.
Asıl trajedi Ankara'nın o steril kulislerinde değil, bu ülkenin sokaklarında yaşanıyor. Sermayenin ve zenginliğin dar bir azınlığın elinde toplandığı, geriye kalan milyonların ise yarın kirasını ödeyip ödeyemeyeceğini bilmeden yaşadığı bir ülkede hangi anayasa uzlaşmasından bahsedebilirsiniz?

Bu ülkenin en büyük kaybı batan bankaları ya da eriyen rezervleri değil; yabancı dil öğrenip dirsek çürüten ama geleceğini başka ülkelerin sınır kapılarında arayan o parlak gençleridir.
Ya da evine kapanmış, hayal kurmayı bile unutmuş "ev gençleridir." Bir ülkenin yetişmiş insanını kaybetmesi, o ülkenin geleceğinin çalınması demektir.

Siyasetçiler ekranlarda yapay kavgalarla birbirine bağırırken, arkada sessiz bir öfke büyüyor.
Vatandaş biliyor ki; bu ülkede hukuk artık güçlüye göre esneyen, zayıfı ise ezen bir sopaya dönüştü.
Birileri hakkındaki dehliz gibi iddialar yıllarca sümenaltı edilirken, bir başkası tek bir tweetle, tek bir muhalif duruşla hayatından olabiliyor.
Bu çifte standart, sadece hukuk sistemini değil, bizzat devletin vicdanını çürütüyor.

Artık hiç kimse ama hiç kimse ne söylendiğine bakmıyor.
Sloganlar bitti, vaatler tükendi, kelimeler anlamını yitirdi.
Toplum artık sadece sonuca bakıyor.

Gördüğü sonuç: adaletsizlik, liyakatsizlik ve derin bir belirsizlik.
Bu yazı, bir siyasi partiyi yermek ya da diğerini övmek için yazılmadı.
Bu yazı, her akşam sahnelenen o kakofoniden kafasını çevirip gerçeğe bakanların ortak feryadıdır.
Koltuklar değişir, liderler gider, ittifaklar bozulur ve yeniden kurulur.
Ama bir milletin adalet duygusu, devletine olan güveni ve gençlerinin umudu bir kez yıkıldı mı, o enkazın altında muktedirler de kalır, muhalifler de.
Kaybeden sadece Türkiye olur.
Ne yazık ki, tiyatro bittiğinde sahne bomboş kalacak.

Cemal Gulas
sayfasından alındı

Casus (1) Ateşi bol olsun FullerSalih AydemirGüvenlik ve Terör Uzmanıİstihbarat casusluğu ve Türkiye’nin sessiz strateji...
31/05/2026

Casus (1)
Ateşi bol olsun Fuller

Salih Aydemir
Güvenlik ve Terör Uzmanı

İstihbarat casusluğu ve Türkiye’nin sessiz stratejik rekabeti

Modern dünyada hiçbir küresel güç yalnızca askeri kapasiteyle ayakta kalmaz. Gerçek güç, bilgi üretme, düşünce yönlendirme toplumsal algıyı şekillendirme ve stratejik bilinç inşa etme kapasitesiyle ölçülür. Bu nedenle bugün devletler arasındaki rekabet, görünür cephelerden çok görünmeyen zihinsel alanlarda sürmektedir.

Türkiye’nin son kırk yılda yaşadığı siyasal, kültürel ve jeopolitik dönüşümler incelendiğinde; yalnızca klasik güvenlik tehditleriyle değil, aynı zamanda bilişsel etki alanı mücadeleleriyle de karşı karşıya olduğu görülmektedir.

İşte bu noktada Graham Fuller üzerine yapılan tartışmalar yeniden önem kazanmaktadır.

Fuller’ın Türkiye okumalarının en dikkat çekici tarafı, Türkiye’yi sabit bir ulus-devlet modeli olarak değil, tarihsel kimlik dönüşümü yaşayan stratejik geçiş alanı şeklinde değerlendirmesidir. Bu yaklaşım özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin geçici jeopolitik yönelim niteliği taşıdığı tezine kadar uzanmaktadır.

Bu perspektife göre Türkiye, tarihsel hafızası gereği uzun vadede yeniden Orta Doğu, Türk dünyası ve Müslüman coğrafya ile daha güçlü bağlar kurma eğilimindedir.

Ancak mesele yalnızca tarih tartışması değildir. Çünkü tarihsel hafıza üzerinden yürütülen her müdahale, toplumların geleceğe bakışını yeniden şekillendirme kapasitesi taşır.

Bir milletin geçmişle kurduğu bağ zayıflatıldığında yalnızca tarih bilinci aşınmaz stratejik refleksleri, ortak aidiyet duygusu ve gelecek tasavvuru da kırılmaya başlar.

Bu nedenle modern dünyada tarih artık sadece akademisyenlerin tartıştığı bir alan değildir. Aynı zamanda küresel güç rekabetinin en kritik operasyon sahalarından biridir.

Fuller’ın Türkiye’nin kültürel amnezi yaşadığı yönündeki tezi de bu nedenle yıllardır tartışılmaktadır. Çünkü bu yaklaşım yalnızca geçmişi yorumlamaz geleceğin yönünü de etkilemeye çalışır.

Bazı stratejik analiz çevrelerinde dile getirilen Club Monakus anlatıları da bu çerçevede dikkat çekmektedir. 1990’lı yıllarda Bodrum-Yalıkavak hattında gerçekleştirildiği iddia edilen toplantılar, alternatif analiz literatüründe uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur.

Bu anlatılarda Graham Fuller, Paul Henze ve Henri Barkey gibi isimlerin Türkiye’nin geleceğine ilişkin stratejik değerlendirmeler yaptığı ileri sürülmektedir.

Elbette bu iddiaların önemli kısmı kamuoyunda tartışılan analizler ve yorumlar düzeyindedir. Ancak burada dikkat çekici olan şey, Türkiye’nin yalnızca askeri veya ekonomik bir rekabet alanı değil, aynı zamanda düşünsel ve sosyolojik mücadele sahası olarak görülmesidir. Çünkü modern dünyada operasyon yalnızca sahada yapılmaz.

Bazen bir raporla yapılır.

Bazen bir medya diliyle.

Bazen bir akademik tezle.

Bazen de toplumun kendi tarihine olan güvenini aşındırarak.

15 Temmuz sonrasında Türkiye’de en çok tartışılan isimlerden biri de Henri Barkey oldu. Özellikle darbe girişimi gecesi Büyükada’daki toplantılar nedeniyle Barkey uzun süre kamuoyunun gündeminde kaldı. Türkiye’de bazı çevreler Barkey ile Graham Fuller arasındaki ilişkiyi, Türkiye üzerine yürütülen uzun vadeli stratejik çalışmaların parçası olarak değerlendirdi.

Henri Barkey etrafında şekillenen tartışmalar yalnızca geçmişe ait güvenlik başlıkları olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü Türkiye’de bugün yaşanan birçok siyasal kırılma, modern dönemde iç politika ile dış etki alanlarının artık birbirinden tamamen ayrıştırılamadığını göstermektedir.

Türkiye’de son dönemde CHP içerisinde yaşanan mutlak butlan tartışmaları da bu nedenle yalnızca parti içi hukuk krizi olarak okunamaz. Çünkü siyasal kriz dönemleri, dış etki üretimine en açık zamanlardır. Özellikle Batı merkezli medya kuruluşlarından destek beklentisi oluşturan söylemler ve uluslararası siyasi çevrelere verilen mesajlar, Türkiye’de yıllardır tartışılan dış yönlendirme iddialarını yeniden gündeme taşımıştır.

15 Temmuz sonrası ortaya çıkan FETÖ yapılanmasının yalnızca devlet kurumlarında değil; medya, akademi, bürokrasi ve uluslararası ilişki ağlarında kurduğu etki düşünüldüğünde, Türkiye’de yaşanan hiçbir büyük siyasal kırılma artık sadece iç politika meselesi olarak değerlendirilmiyor.

Henri Barkey ve Graham Fuller gibi isimlerin yıllarca Türkiye’nin kimlik yapısı, siyasal dönüşümü ve bölgesel yönelimi üzerine yürüttüğü çalışmalar da bu tartışmaların merkezinde yer almaya devam ediyor.

Belki de asıl soru şudur:

Türkiye’de mücadele edenler gerçekten yalnızca siyasi partiler mi…

Yoksa herkesin arkasında görünmeyen başka hesaplar mı var?

Salih Aydemir

Bugün bunu yazma amacım ırkçılık yapmak değildir. Ancak bugün Aleviliği bir Kürt inancı olarak algı oluşturmaya çalışan ...
29/05/2026

Bugün bunu yazma amacım ırkçılık yapmak değildir. Ancak bugün Aleviliği bir Kürt inancı olarak algı oluşturmaya çalışan çevrelere karşı konuşmak zorundayım.
Alevilik, yüzyıllardır Anadolu’da Türklerin ve Türkmenlerin inancı olarak yaşamış; Kızılbaşlık geleneğiyle kök salmış kadim bir kültürdür. Türkmen ocaklarıyla, Türk töresiyle ve Anadolu’nun ruhuyla bugünlere gelmiştir.
Bugün “Alevilik Kürt inancıdır” diyerek propaganda yapanlar, aslında Türkmen kültürünün içini boşaltmaya çalışmaktadır. Buna sessiz kalmam mümkün değildir.
Bizim derdimiz ayrıştırmak değil; tarihi olduğu gibi savunmaktır. Kızılbaşlık da, Türkmen Aleviliği de bu milletin öz değerlerinden biridir ve böyle kalacaktır.
Türk’ten Yezid, Kürt’ten Kızılbaş olmaz.
Sözüm nettir.

Edebiyat, Kültür, Sanat ve Farkındalık
Nazlı Melike
sayfasından...

Address

Golbası
06830

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00
Sunday 09:00 - 17:00

Telephone

5355673077

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Gölbaşının Sesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Gölbaşının Sesi:

Share