Türkiye Turizmi Panorama

Türkiye Turizmi Panorama Türkiye'nin doğal ve tarihi güzellikleri . TÜRKİYE TURİZMİ

Kuş Gözlemciliği - Karakuyu Göleti - AfyonkarahisarAfyonkarahisar ili, Göller Bölgesi’nde yer alması nedeniyle turizmin ...
22/05/2026

Kuş Gözlemciliği - Karakuyu Göleti - Afyonkarahisar
Afyonkarahisar ili, Göller Bölgesi’nde yer alması nedeniyle turizmin ilgisini çekebilecek nitelikte çok sayıda göl ve göletlere sahiptir. Akşehir, Eber, Karamık, Acıgöl gibi doğal göllerin yanı sıra sulama amaçlı Karakuyu, Pınarbaşı, Bayat, Selevir, Örenler, Kırka, Emre, Taşoluk gibi sulama amaçlı bir çok gölet bulunmaktadır. Bunların içerisinde doğal ve turistik açıdan en dikkat çekici olanı Karakuyu’dur.

Kocapınar kaynak suları ile beslenen ve 13.741 hektar olan göl alanı organik maddece (peat) zengin olmakla beraber, 1994 yılında Yaban Hayatı Koruma Sahası olarak tefrik edilmiş olup, aynı zamanda I. derece doğal sit alanıdır.

Karakuyu Gölü, göller bölgesinde ve kuşların göç yolları üzerinde yer alması, ayrıca nesli tehlikede olduğu için koruma altında bulunan çeşitli su kuşları (Dikkuyruk, Ördek, Turna v.b.) için bir yaşama ortamı, emin bir sığınak konumundadır. Göç mevsiminde leylek, balıkçıl, sögüt bülbülü, flamingo gibi kuşlar bu bölgede konaklamaktadır.

Kuş uzmanları tarafından 173 adet kuş türü tespit edilmiştir. Aynı zamanda zengin su kaynaklarına sahiptir. Bugün gölün tamamı kamış, hasır otu ve nilüferle kaplı durumdadır. Sahanın bu özelliği kuşların yuva yapma ve saklanmalarına önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.

Karakuyu Gölü’nün ve Kocapınar kaynaklarının bir özelliği de, kaynak sularından oluşmasından dolayı “donmaması” sonucu, kış mevsiminde kuşlar için doğal bir ortam oluşturmasıdır.

Karakuyu Gölü’nü ilk keşfedenler 1991 yılının kışında dikkuyruklar olmuştur. O kış çok sayıda dikkuyruk, ördek ve turna Karakuyu Gölü’ne gelmiştir. Yaz aylarına doğru leylek ve balıkçıl, daha sonraki zamanlarda yalıçapkını, sakarmeke, uzunbacak, sazdelicesi, angıt, söğüt, bülbül, flâmingo gibi kuşlar bu bölgede konaklamaya başlamıştır. Güneydeki dağlarda da yer yer kaya kartalları görülmüştür.

Yapılabilecek turizm aktiviteleri: Kuş gözlemciliği

Kaynak: Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Perre Antik Kenti - AdıyamanPerre (Pirin) Antik Kenti, Adıyaman merkezde, Örenli mahallesinde yer almaktadır. Kommagene ...
22/05/2026

Perre Antik Kenti - Adıyaman

Perre (Pirin) Antik Kenti, Adıyaman merkezde, Örenli mahallesinde yer almaktadır.

Kommagene Krallığı’nın beş büyük kentinden biri olan Perre, önemli yol güzergahları üzerinde olması nedeniyle jeopolitik bir öneme sahip olmuştur. Antik kaynaklarda suyunun güzelliğinden bahsedilmekte, kentin kervanlar, yolcular ve ordular tarafından dinlenme yeri olarak kullanıldığı anlatılmaktadır. Bahsedilen suyun aktığı “Roma Çeşmesi” günümüzde halen kullanılmaktadır.


Kent, Bizans döneminde antik batıyı Pers ülkesine bağlamış ve bu dönemde hierapolis yani kutsal şehir olarak adlandırmıştır. MS 325 yılında Nicaea’da (İznik) toplanan İznik Konsili’ne katılması, kentin dinsel açıdan da önemli bir merkez olduğunu göstermektedir.


Perre Antik Kenti, bölgenin en büyük nekropol alanına sahiptir. Kayalar içine oyularak yapılmış mezar odaları dikkat çekicidir. Bu alanda ayrıca sarnıç, şarap işlikleri ve Bizans dönemi duvar yapıları bulunur. Ören yerinde gerçekleştirilen kazılarda, MÖ 5. yüzyıla tarihlendirilen mozaikli alanlar gün yüzüne çıkarılmıştır.



Kaynak: Adıyaman İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Belemedik Tabiat ParkıOrman, dağ ve akarsu bileşiminin meydana getirdiği bir  ekosistem olup, doğal yapısı, bozulmamış g...
22/05/2026

Belemedik Tabiat Parkı
Orman, dağ ve akarsu bileşiminin meydana getirdiği bir ekosistem olup, doğal yapısı, bozulmamış görsel ve fiziksel peyzaj değerleri, zengin doğa manzarası, bitki örtüsü, faunası ve sarı ve yeşilin tüm renklerini barındıran asırlık çınar ağaçları ile Belemedik Vadisi, günü birlik tatil, doğa ve fotoğraf tutkunları için eşsiz bir yerdir. Ayrıca I. Dünya Savaşı'nda burada görev yapan Alman personelin kullandığı yapılar ve mezarlık mevcuttur.
Tabiat Parkı, Adana'ya 117 km, Pozantı'ya ise 9 km uzaklıkta bulunmaktadır. Vadiden Adana-Ankara Tren yolu geçmekte ve Belemedikte istasyon bulunmaktadır.

Çakıt Çayı kıyısında kurulmuş yaylada ahşap ve taştan yapılmış yayla evleri bulunmaktadır. Yaban hayatı yönünden zengin olan yaylada yaban keçisi, yaban domuzu ve yırtıcı kuşlar gözetlenebilir. Belemedik Tren İstasyonu ve çevresindeki binalar Berlin‐Bağdat tren hattının yapıldığı dönemde inşa edilmiştir.

Yapılabilecek turizm aktivitesi: Yaban hayatı (Fauna) gözlemciliği

Varda Köprüsü - AdanaVarda Köprüsü, Adana ili Karaisalı ilçesi Hacıkırı (Kıralan) mahallesi'nde bulunan, yöre halkı tara...
22/05/2026

Varda Köprüsü - Adana

Varda Köprüsü, Adana ili Karaisalı ilçesi Hacıkırı (Kıralan) mahallesi'nde bulunan, yöre halkı tarafından "Koca Köprü" diye anılan köprü.

Osmanlı Hükümdarı 2. Abdülhamit ile Alman İmparatoru Kaiser Wilhem tarafından imzalanan sözleşme ile İstanbul-Bağdat-Hicaz demiryolu hattını tamamlamak üzere 1907-1912 yıllarında inşa edilmiştir.

Hacıkırı Demiryolu Köprüsü olarak ya da 1912 yılında Almanlar tarafından inşa edildiği için Alman köprüsü olarak bilinmektedir. Adana'ya uzaklığı karayolu ile Karaisalı üzerinden 64 km'dir. Demir yolu ile Adana İstasyonu'na mesafesi 63 km'dir.

Bu köprü Almanlar tarafından, çelik kafes taş örme tekniği ile yapılmıştır. 6. Bölge sınırları içinde bulunmaktadır. 1912 yılında hizmete açılmıştır. Köprünün yapılış amacı İstanbul-Bağdat-Hicaz Demiryolu hattını tamamlamaktır.

Teknik özellikleri
Kâgir köprü türünde 3 ana açıklık 4 ana ayak üzerine kuruludur. Uzunluğu 172 m'dir. Yerden orta ayak yüksekliği 99 m'dir. Köprü ayakları çelik mesnet türü olup dış kaplaması taş örme tekniği ile yapılmıştır. Yapım yılı başlangıcı 1907, bitiş tarihi 1912'dir. Köprü ayakları bakımı için dört adet ayağın içinde bakım merdivenleri mevcuttur.

Köprü üzerindeki demir yolu 1220 m yarıçaplı bir kurpla düzenlenmiştir. Buradaki dever miktarı 85 km hıza göre 47 mm'dir. 5 yıllık yapım sürecinde 21 işçi ve bir Alman mühendis çeşitli nedenlerle ölmüştür.

BADEM DİYARINDA: KARİA YOLUHenüz gün ışımamış, daha sabahın beş suları… Yarı uykulu gözlerle, Muğla’ya 25 km. mesafede k...
22/05/2026

BADEM DİYARINDA: KARİA YOLU

Henüz gün ışımamış, daha sabahın beş suları… Yarı uykulu gözlerle, Muğla’ya 25 km. mesafede küçük şirin bir işletmede köy kahvaltısı sofrasındayız. Bir taraftan birkaç saat sonra Muğla’nın Datça ilçesi sınırları içinde başlayacak olan Karia yolu yürüyüşüne başlamanın heyecanı içindeyken, bir taraftan da bu kadar erken yapılan kahvaltıyı midemizin sindirip sindiremeyeceği tereddüdü içinde 42 kişi birden masalara sıralanıyoruz. Ancak rotayı tamamlamak ve gün içindeki tüm aktiviteleri yapabilmek için planlı hareket etmemiz gerektiğini belirtiyor grup liderimiz.

Kahvaltı sonrası tekrar otobüsümüze biniyoruz. Artık gün ışımaya başlamış. Güneş alacakaranlığı yırtarken, belirginleşmeye başlayan yemyeşil örtü ruhumuzu da beraberinde aydınlatıyor.

Muğla’yı geçtikten sonra Marmaris, Datça yoluna dönüyoruz. Masmavi denizi, bembeyaz silueti ile Marmaris görünüyor. Çok katlı binalar olmadığı için çarpık ve çirkin görüntülere rastlamıyoruz. Doğrusu bu tablo için için sevinç veriyor insana.

Türkiye’nin cennet köşelerinden birini daha arkamızda bırakarak bazen solumuzda, bazen sağımızda kalan muhteşem koylarını seyrederek Datça’ya doğru yol alıyoruz. Aklıma, yaklaşık 20 yıl önce bu yolda, şehirler arası otobüsle yaptığım seyahatim geliyor. Dar ve çok virajlı bir yoldu. Özelikle virajlarda iki araç karşı karşıya geldiğinde, birinin bekleyip diğerine yol vermesi, araçların zorlanarak geçişleri hiç unutulmayacak bir seyahat olarak hafızama kazınmış. Yıllar sonrasında ise ilk dikkatimi çeken şey, yolun ıslah edilmiş olması ve genişletilmiş hâliyle artık yolda daha kolay seyahat edilebildiği... Bu durum, belli ki iç turizm anlamında Datça’nın ileriki yıllarda daha çok ziyaretçi akınına uğrayacağına işaret.

Harika bir manzara eşliğinde yaptığımız seyahatimiz nihayet saat 9.30 sularında yürüyüşe başlama noktasında sona eriyor. Akşamdan hazırlıklıyız, sadece ayakkabılarımızı değiştiriyoruz. Karia Yolu, Muğla ve Aydın il sınırları içini de kapsayan Türkiye’nin en uzun mesafeli trekking yolu. Yarımada’da onlarca rotadan oluşuyor. Toplamda 820 km. uzunluğunda. Biz üç günlük süre içinde Datça yarımadasında yer alan iki rotasını yürümüş olacağız. İlk gün yürüyeceğimiz rota; Yazıköy’den başlanarak Knidos antik kentinde sonlanacak şekilde, yaklaşık 12 kilometrelik bir mesafede olacak. Hava açık ve güneşli, sabah saatlerinde sıcaklık 20 dereceyi gösteriyor. Bu sıcaklıkta, yürüyüşümüzde zorlanmayacağımız kanaatindeyim.

Araçtan iner inmez karşılaştığımız ilk manzara, Yarımada’ya girdiğimiz andan itibaren yol boyunca bize arkadaşlık eden rengarenk papatyaların burada da bizleri karşılıyor olması. Günün en güzel “hoş geldin”ini ve “günaydın”ını papatyalardan alıyoruz.

Düşünün bir kere hayatınızda belki de en çok gördüğünüz çiçeklerden biri. Hangimiz -kim bilir kaç kez- ellerimize alıp “seviyor-sevmiyor” diye aşk falları açarak narin yapraklarını koparmadık. Ya da hangimiz sevgilimizin veya kız çocuklarımızın saçlarına taç yapmadık bu narin kır çiçeklerinden. Hangimiz, ortasında güneş varmışçasına yaprakları açan bu güzide çiçekleri kırlardan toplayıp vazomuza koyarak evimizi süslemedik, güzelleştirmedik ki! İşte bu narin çiçeklerin, sıcak, samimi ve mis kokulu zarif selamıyla yürüyüşümüze başlama heyecanı içindeyiz...

Rotamızın başlangıç noktası toprak köy yolu. Tarlalarda ağırlıklı olarak sarı, beyaz papatyaların yanı sıra, aralarına serpiştirilmiş gibi gelincik ve farklı çiçek türleriyle manzara harika görünüyor. Köy bahçelerinin, tarlaların arasından ilerliyoruz. Ara ara yol boyunca badem ve zeytin ağaçlarının bulunduğu alanlardan yürüyüşümüze devam ediyoruz. Kırmızı-beyaz işaretlemeler mükemmel. Bazı yerlerde neredeyse beş metrelik mesafede bile işaretleme yapılmış.

Bir ara arkadaşlarımı gözlemliyorum. Baharın coşkusu her hâliyle bedenlerine yansımış, hiç kimse yorgunluktan bahsetmiyor. Bir de aramızda bulunan yoga hocası Nihal Hanım’ın motivasyonu ve küçük molalarda akrobatik hareketleri neşemize neşe katıyor adeta... Yüreklerde sevgi, türküler eşliğinde yol alıyoruz.

Yaklaşık yedi kilometrelik yürüyüşümüzün sonunda Değirmenbükü koyuna ulaşıyoruz. Deniz masmavi bir çarşaf gibi karşımızda. Yarımadanın Ege’ye bakan koylarından biri. Hem denize girecek hem de öğle yemeği molamızı burada vereceğiz. Tabii ki, önceliği denize vermek üzere, Ege’nin serin sularına bırakıyoruz kendimizi.

Yılın ilk deniz keyfinin ve molanın akabinde tekrar yola koyuluyoruz. Yine zeytin ağaçları, sık makilikler ve çalı formatında bodur ağaçlar arasında yolumuz devam ediyor. Bundan sonraki rotamız; patika yokuşu tırmanıp yarımadanın Akdeniz’e bakan koyuna inmek. Yolun zemini ağırlıklı olarak irili ufaklı taşlarla kaplı. Ayaklarımızın altında sağa sola kayan taşlar zaman zaman dengemizi kaybetmemize neden olabiliyor. Bu nedenle birbirimize çok yakın mesafede yürümemek ve dikkatli davranmak zorundayız. Yamacın üst bölümlerine yaklaştığımızda Anadolu’nun Akdeniz’e uzanan en uç noktasını ve deniz fenerini görüyoruz. Deveboynu Feneri, 1931 yılında yapılmış. Karşı tarafta 12 adadan biri olan Tilos adası görünüyor. Durup uzun uzun bakıyorum. Adeta iki adım ötede. Elimi uzatsam sanki dokunacakmışım gibi yakın, ama bir o kadar da uzak Tilos adası… Mahzun, hüzünlü, kırgın bakıyor sanki bizlere.

Bu atmosferden, yolumuzun oldukça tehlikeli denebilecek sarp kayalık kısmına gelince bir anda sıyrılıyorum. Yolun, eğimi son derece yüksek bir o kadar da tehlikeli sayılabilecek bir bölümünü, ekip liderimiz ve birkaç arkadaşımızın yardımıyla el ele tutuşarak geçiyoruz. Adrenalimizin yükseldiği anlar... Bu bölüm biraz ürkütücü de olsa emniyetli geçiş hepimize derin bir nefes aldırıyor. Artık muhteşem Knidos Antik Kentini gören tepe noktadayız.

Knidos

Bugünkü kalıntıların yer aldığı bölüm oldukça geniş bir alana yayılmış ve büyük bir kısmı harabe görünümünde. Kazı çalışmaları hâlen devam ediyor. Ege adalarından gelen Dorlar, Burgaz mevkiinde bulunan Knidos kentini M.Ö 4. yüzyılda Tekir Burnu’na taşımışlar. Ticaret kenti Knidos, Persler’in de hakimiyetinde kalmış. Stratejik öneme sahip bir alanda kurulmuş olan kentin, bir ticaret kenti özelliği taşıdığı aşikar.

Kalıntılara baktığımızda enteresan olan şeylerle karşılaşıyoruz. Bir buçuk iki metre derinliğinde kanalizasyon kanalları kentin gelişmişliğinin de bir göstergesi. Amfi tiyatro geniş bir alanı kaplıyor. Kalıntılar arasında dolaştıkça büyük bir medeniyetin izlerini fark edebiliyorsunuz. Kent kalıntıları bir dönemler ticaret, kültür ve sanatın merkezlerinden biri olduğunu belli ediyor...

Artık birinci günkü yürüyüşümüz bu güzel antik kent alanında son buluyor. Antik kentin kalıntıları arasında tarihe yolculuk yaptıktan sonra, kimimiz bu defa Yarımada’nın Akdenize bakan kıyı sularında, bir kısmımız da kıyıda bulunan kafede soğuk içeceklerle yorgunluğumuzu atıyoruz.

İkinci Gün

İkinci gün aracımızla yürüyüş yapacağımız rotanın başlangıç noktasına transferimiz yapılıyor. Bugün, yaklaşık 16 kilometrelik Domuzçukuru koyu ve sonrasında Kargı koyunda bitecek olan yürüyüşümüz başlıyor. Bu defa karaçam ağaçlarının arasında yürüyoruz. Zaman zaman orman içi yollardan, zaman zaman da patika yollardan ilerliyoruz. Sık ağaçlıklardan geçiyor olsak da işaretlemeler son derece iyi. İnsanın tek başına dahi rahatlıkla yapabileceği bir rota.

İlk mola yerimiz olan Domuzçukuru koyunda deniz keyfi yine favori etkinliğimiz. Bu keyifli dinlenmenin ardından Kargı Koyuna doğru yürüyüşümüze başlıyoruz. Orman içinde çok sayıda ağacın kuruduğunu, hatta bazen ilerlediğimiz işaretli yolları da kesecek şekilde yıkıldığını görüyoruz. Doğa öyle güzel sürprizler hazırlıyor ki bizlere, bu kurumuş ağaçları, zaman zaman ilginç görünümleriyle fotoğraf karelerimizin süslerine dönüştürüyoruz. Hatta fotoğraflarımızda ahşap çerçeve oluveriyorlar sıkça.

“Yol durakları” diye bilinen yıkılmamış bir su sarnıcı dikkatimizi çeken bir diğer ayrıntı. Yağışlarla dolan su sarnıçları, tarih boyunca bu yollardan geçenlerin ve hayvanların su ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılmış. Ancak ne yazık ki, ne rastladığımız su sarnıçlarında bir damla su vardı ne de dere yataklarında... Bu yürüyüşümüz esnasında şu da dikkatimizden kaçmıyor. Neredeyse hiç bir yerde su yok, dere yatakları kupkuru...

Ve işte Kargı Koyu’ndayız. Bir gün öncesinin antrenmanıyla ikinci gün yaptığımız on altı kilometrelik yürüyüşümüz de daha dinamik bir şekilde Kargı Koyu’nun mavi, temiz serin sularında son buluyor.

Nihayet son günü çabucak geliveriyor bu muhteşem coğrafyada yaptığımız gezimizin. Buralara kadar gelip Datça’yı, özellikle eski Datça’yı görmeden dönmek elbette olmazdı. İlk önce yine de hem Karia Yolu rotası üzerinde olan ve turistik yerlerden Hayıtbükü ile Ovabükü arasındaki yaklaşık bir buçuk kilometrelik kısa bir yürüyüşle bu şirin koyları da görüp çay molalarıyla keyifli bir güne daha başlangıç yapıyoruz. Datça ikinci durağımız. Bu şirin turistik ilçemizin de son yıllarda kısmi imara açılması ile inşaatların fazlalaştığını ve yeni yapılaşmaların olduğunu gözlemliyoruz.

En sonunda eski Datça’dayız…

Eski Datça muhteşem görünüyor. Datça’ya üç kilometre mesafede… Esasen neredeyse tüm evler yıkılıp restore edilmiş. Taş işçiliği, orijinaline sadık restore edilen evler, içine çekiyor bizleri. Dar ve taş sokaklar, bahçe duvarlarını süsleyen çiçekler, begonviller arasında dolaşmak ruhunuzu dinlendiriyor. Değil birkaç saat sokaklarında dolaşmak, “Ömrümün geri kalanını burada mı geçirsem.” hissine kapılıyorsunuz bir anda. Son yıllarda, Datça sevdalısı Can Yücel’le de özdeşleşmiş artık eski Datça…

Can Yücel sokağına giriyoruz. Can Yücel’in yaşadığı evin önündeyiz, ahşap eskitme bir kapı, üzerinde şairin fotoğrafı ve sözleri karşılıyor bizleri… Kapıda bir de tabela var buranın müze olmadığı ve içinde yaşayanların olduğuna dair, “Lütfen anlayışla karşılayınız.” sözleriyle biten. Can Yücel’i anlatan bir metin ve şiirlerinden biri. Ve şairin sorulu cevaplı sözleri; Ne harika yer burası!

Nereden buldun bu Datça’yı? “Elimle koymuş gibi buldum” (Can Yücel)

Yaşanan evi ve sakinlerini daha fazla rahatsız etmemek kaydıyla fotoğraflarımızı art arda çekiyoruz… Bu anı kalıcı kılmak ve Can Yücel anısına.

Erdoğan Gümüş

Fotoğraflar: Erdoğan Gümüş, Gülcan Acar

İLÇE İLÇE MERSİN Mersin’de tarihi bir gezinti yapmak, Akdeniz’in doğal güzelliklerini görmek, yerel lezzetlerden deneyip...
22/05/2026

İLÇE İLÇE MERSİN

Mersin’de tarihi bir gezinti yapmak, Akdeniz’in doğal güzelliklerini görmek, yerel lezzetlerden deneyip yöreye özgü eşyalardan almak için Mersin’i ilçe ilçe gezmek iyi bir seçenek olabilir. Şehrin zengin geçmişini, göz kamaştıran doğasını ve binlerce yıllık kültürel mirasını adım adım keşfetmek için “yapmadan dönme” dedirten önerileri sizin için derledik…

Mersin’in Akdeniz ilçesinde Atatürk Evi Müzesi ve Mustafa Erim Kent Tarihi Müzesi’ni gezebilir, 19. yüzyıl sivil mimarisinin güzel birer örneği olan müze binalarında sergilenen eserler arasında tarihe bir yolculuk yapabilirsin.

Anamur’da 1261 yılında yapılan tarihi Sultan Alaeddin Camii’ni görüp Anemurium Ören Yeri’ni ve UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesinde yer alan Mamure Kalesi'ni ziyaret edebilir, ilçede yetişen yerli muz ve yer fıstığından alabilirsin.



Aydıncık’ta bir doğa harikası olan ve Aynalıgöl olarak da bilinen Gilindire Mağarası’nı gezebilir, Kelenderis Antik Kenti’nden günümüze ulaşan Dört Ayak Mezar Anıtı’nı ve mozaikleri keşfedebilirsin.


Bozyazı'da Softa Kalesi’ne çıkıp muhteşem bir manzaraya tanıklık edebilir, dönüşte muz lifinden yapılmış el emeği hediyelik ürünlerden ve süs eşyalarından alabilirsin…

Çamlıyayla’da Cehennem Deresi Kanyonu ile Namrun Kalesi rotasında doğa yürüyüşü yapabilir, bir mola sırasında karsambaç yiyip ilçenin meşhur el sanatı olan iğne oyası ile yapılmış ürünleri keşfedebilirsin…

Erdemli'de Elauissa Sebaste ve Kanlı Divane ören yerlerine gidebilir, ardından rotanı Korykos Antik Kenti’ne çevirip Kız Kalesi'ni gezebilir; yazın Kızkalesi plajında denize girebilir ve eşsiz bir Akdeniz lezzeti olan turunç reçeli alabilirsin.


Gülnar’da Meydancık Kalesi’ni ve Zeyne Türbesi’ni ziyaret edebilir, kişniş üzümü olarak da bilinen Gülnar Kuş Üzümü’nden alabilirsin…

Mezitli’de Soli Pompeipolis Antik Kenti’nin kalıntıları eşliğinde sahilde yürüyüş yapabilirsin…

Mut'ta Alahan Manastırı’nı, Dağpazarı Kilisesi’ni ve Mut Kalesi’ni gezebilir, Yerköprü Şelalesi’ni görebilir; Sertavul’da sac kavurma, Karaekşi’de alabalık yiyebilir; Mut kayısısını tadabilir, ilçenin ünlü zeytininden ve zeytinyağından alabilirsin.



Silifke'de Atatürk Evi ve Etnografya Müzesi, Silifke Müzesi, Arslan Eyce Taşucu Özel Amphora Müzesi ve Narlıkuyu Mozaik Müzesi’ni gezebilir; Astım Mağarası ile Cennet-Cehennem Obrukları’nı keşfedebilir; Uzuncaburç Ören Yeri’ni ve Aya Tekla Kilisesi’ni ziyaret edebilir;

Tescilli Silifke Yoğurdu ile yapılmış ayrandan içebilir, Keben Narı ve Silifke Çileği alabilir; Narlıkuyu’da köy kahvaltısı, balık, sıkma börek ve lokma tatlısı yiyebilir;

Susanoğlu, Kapızlı ve Boğsak plajlarında denize girebilir; Taşucu'nda yat turuna katılabilirsin.


Tarsus'ta Kleopatra Kapısı, Nusrat Mayın Gemisi, Donuktaş, Gülek Kalesi ve Antik Roma Yolu gibi tarihi duraklara uğrayabilir; Tarsus Müzesi’ni ve St. Paul Kuyusu ile St. Paul Anıt Müzesi’ni gezebilir;

Eski Cami’yi, Ulu Cami’yi, Yedi Uyurlar Mağarası’nı ve Danyal Peygamber’in Makamı’nı ziyaret edebilir;

Eski Tarsus Evleri’nin arasında dolaşabilir, tarihi Kırkkaşık Bedesteni’nden hediyelik eşyalar satın alabilir;



Karboğazı'nda kayak ve piknik yapabilir, Tarsus Şelalesi’ni gezip bir mola sırasında yörenin tescilli lezzetlerinden fındık lahmacun yiyebilirsin.



Toroslar’da Yumuktepe Höyüğü’nü ve Gözne Kalesi’ni ziyaret edebilir, tantuni yiyip şalgam içebilir, Mersin’in meşhur tatlıları cezerye ve kerebiçten tadabilirsin.

Son olarak,

Yenişehir’de birbirlerine çok yakın konumda olan Mersin Arkeoloji Müzesi’ni ve Mersin Deniz Müzesi’ni gezebilir, Hz. Mikdat Camii’ni ziyaret edebilir, Kültür Park sahilinde bisiklete binip yürüyüş yapabilirsin.



Ayrıca çok daha fazlası için Kültür Portalı’nı ziyaret edebilirsin:

https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/mersin/gezilecekyer

https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/mersin/turizmaktiviteleri

https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/mersin/neyenir

https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/mersin/nealinir

Meryem Ana Manastırı - MardinMeryem Ana Manastırı, Mardin’in Midyat İlçesinde Anıtlı (Hah) Köyü’ndedir. Köyün güneyinde ...
22/05/2026

Meryem Ana Manastırı - Mardin

Meryem Ana Manastırı, Mardin’in Midyat İlçesinde Anıtlı (Hah) Köyü’ndedir. Köyün güneyinde yükselen kilise Süryanice ‘Yoldoth Aloho’ yani ‘Tanrı’nın Annesi’ ismini taşımakta olup, Arapça ‘El Hadra (Bakire)’ olarak anılmaktadır.

Meryem Ana Manastırı kompleksi içinde, manastırın kilisesi yer almakta olup aynı avlu içinde papaz odası, görevli evi, misafirhane, medrese ve manastıra dönemler içinde eklenen ek mekanlar bulunmaktadır. Manastırın kilisesi genel olarak küçük ancak süsleme ve orantı açısından gösterişli bir yapıdır.

Meryem Ana Manastırı ve Mor Sobo Katedrali, 2021 yıllında Midyat ve Çevresindeki (Turabdin) Geç Antik ve Orta Çağ Dönemi Kilise ve Manastırları başlığı ile UNESCO Geçici Miras Listesi’ne alınan yapıların arasında yer almaktadır.

Kaynak: Aslan, L. & Binan C. Ş. (2024). Mardin Midyat Anıtlı (Hah) Köyü Meryem Ana Manastırı’nın Mimarlık Tarihi ve Mimari Koruma Ara Kesitinde İncelenmesi. Jass Studies-The Journal of Academic Social Science Studies, 17(101), 193-216.

Vazelon Manastırı - TrabzonVazelon Manastırı Trabzon ilinin Maçka ilçesi, Kiremitli Köyü sınırları içindedir. 1200 metre...
22/05/2026

Vazelon Manastırı - Trabzon

Vazelon Manastırı Trabzon ilinin Maçka ilçesi, Kiremitli Köyü sınırları içindedir. 1200 metre yükseklikte sarp bir kaya üzerine kurulu olan manastır, Vaftizci Yahya’ya adanmıştır.

Vazelon Manastırı Maçka’da kutsallığına inanılan Zavulon/ Zaboulon adındaki Karadağ’da kurulduğu için bu adla adlandırılır. Vazelon adının kaynağı hakkındaki diğer bir görüş ise Zavulon Musevilerin patriği olan Yakov’un oğlunun ismi olduğudur. Asırlar boyunca Zavulon ismi halkın dilinde Vazevelon ve en sonunda da Vazelon ismini alarak değişime uğramıştır.


Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte MS 270 ile MS 317 tarihleri öne sürülmektedir. Manastırda bir mağara ve ayazma bulunmaktadır. İlk manastır mağaranın önünde kurulmuştur. 565 yılında Justinianus tarafından onartılmıştır. 644- 702 yılları arasında büyük onarımlar yapılmış ve yapı eklemelerle genişletilmiştir.


Bugün ayakta kalan mağaranın önündeki kilise ve keşiş odaları 19. yüzyıla aittir. Vazelon Manastırı'nın, vaktiyle bölgede bulunan manastırlar arasında üst yetkilere sahip olduğu kimi tarihçiler tarafından belirtilmektedir.

Kaynaklar:

Maçka Kaymakamlığı Web Sitesi, “Manastırlar”

Trabzon Maçka’daki Vazelon (St. John) Manastırı, Kübra Köse, Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2021

Urfa Kalesi - ŞanlıurfaUrfa Kalesi, MÖ 10 bin yıllarına ait neolitik bir alan olduğu tahmin edilen Damlacık Dağı (Dambak...
22/05/2026

Urfa Kalesi - Şanlıurfa
Urfa Kalesi, MÖ 10 bin yıllarına ait neolitik bir alan olduğu tahmin edilen Damlacık Dağı (Dambak Tepesi) üzerine kurulmuştur. MÖ 2000 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir. Yaygın bir görüşe göre ise kale, MS 812-814 yılları arasında Abbasiler döneminde yapılmıştır. Haçlı Seferleri sırasında önemli rol oynamış olan kale, Osmanlılar zamanında tamir ettirilmiş; iç ve dış kale olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Dış kale dört kapılıdır. Yirmi beş burçlu iç kale ise tek kapılıdır.


Kalenin üstünde iki taş sütun bulunmaktadır. Korint başlıklı bu sütunlar, Edessa Kralı 9. Manu döneminde, MS 240-242 yılları arasında birer anıt sütun olarak yapılmıştır. Doğudaki sütun üzerindeki Süryanice kitabede: "Ben askeri komutan Barşamaş’ın oğlu Aftuha. Bu sütunu ve üzerindeki heykeli Veliaht Prens Manu kızı, Kral Manu eşi, hanımefendim ve velinimetim kraliçe Şalmeth için yaptım" yazılıdır.

Bu sütunlar, Hz. İbrahim’in hayat hikayesinde de yer almaktadır. Efsaneye göre dönemin zalim hükümdarı Nemrut, Hz. İbrahim’in ateşe atılmasını emretmiş ve kentte dev bir ateş yakılmıştır. Urfa Kalesi üzerinde bir mancınık kurulmuş ve Hz. İbrahim kaledeki bu mancınıkla dev ateşin içine atılmıştır. Halk arasında, kale üstünde bulunan bu iki taş sütunun efsanedeki mancınık olarak kullanıldığı söylenmektedir.

Balıklıgöl havzasının uzun tarihini gözler önüne seren meşhur Balıklıgöl Heykeli, Urfa Kalesi çevresinde ortaya çıkarılmıştır. Urfa Adamı olarak da adlandırılan ve yaklaşık 12 bin yaşında olduğu tahmin edilen heykel, günümüzde Şanlıurfa Müzesi’nde sergilenmektedir.

Urfa Kalesi’nin batısında kaya mezarlarının olduğu ve Kale Eteği Nekropolü olarak adlandırılan alan da bulunmaktadır. Burada MS 2-6. yüzyıllara tarihlendirilen, ana kayaya oyulmuş çok sayıda mezar tespit edilmiştir. Kare veya dikdörtgen planlı mezar odalarına, genellikle birkaç basamak ile inilerek girilmektedir. İçeride, üç kenarında ölülerin üzerine yatırıldıkları kemerli klineler ve loculus adı verilen nişler yer almaktadır. Bazı mezar odalarının tabanında mozaikler ve duvarlarında freskler bulunmuştur.

Kaynaklar:

Muze.gov.tr. “Şanlıurfa Kalesi.”

Şanlıurfa Valiliği web sitesi. Kültür Turizmi: Urfa Kalesi.”

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi web sitesi. “Kale Eteği Nekropolü” broşürü. 2024.

Borluk Vadisi - KarsBorluk Vadisi ve Azat Höyük, Kars’a 8, Kars Havalimanı’na ise 2,5 kilometre uzaklıktadır. Toplamda 1...
21/05/2026

Borluk Vadisi - Kars
Borluk Vadisi ve Azat Höyük, Kars’a 8, Kars Havalimanı’na ise 2,5 kilometre uzaklıktadır.

Toplamda 10 kilometreden uzun olan vadi içinden Borluk tatlı su kaynağının oluşturduğu dere akmaktadır. Balık açısından da zengin olan bu dere, burada önemli bir ekocoğrafya meydana getirmiştir.


Vadi ayrıca, kaya resimleri ile ünlüdür. Bunlardan en önemlisi Azat köyüne yakın olan Kervan panosu olup; burada dağ keçileri, kızıl geyikler ve domuz gibi hayvanlar doğudan batıya doğru yürür vaziyette betimlenmiştir. Yine cepheden insan betimlemeleri ile tuzak sahneleri de işlenen konular arasındadır.


Ataköy ile Azat köyü arasındaki kaya resimlerinin yoğun olduğu bölümün uzunluğu yaklaşık 4 kilometredir. Vadinin en batı ucunda Azat Höyük arkeolojik yerleşmesi ve Ataköy sınırlarında ise Ataköy Höyük arkeolojik merkezi bulunmaktadır.

Doğal güzelliğinin yanı sıra kaya yazıtları ve kaya resimleriyle de ilgi çeken Borluk Vadisi, özellikle bahar ve yaz aylarında tercih edilen keyifli bir yürüyüş parkurudur.

Kars Gezilecek Yerler

Kaynak:

Kars İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, “Rota Kars” broşürü

Paşaca Şelalesi Tabiat ParkıPaşaca Şelalesi, Giresun'un Görele İlçesi'ne bağlı Yeşildere ve Beşirli köyleri arasında yer...
21/05/2026

Paşaca Şelalesi Tabiat Parkı
Paşaca Şelalesi, Giresun'un Görele İlçesi'ne bağlı Yeşildere ve Beşirli köyleri arasında yer almaktadır.

Şelalenin içinde bulunduğu alan Paşaca Tabiat Parkı ilan edilmiştir.

Paşaca Tabiat Parkı kaybolmaya yüz tutmuş, doğal yolla oluşmuş ender, orman, su ve kaya ekosistemlerinden olup, bitki örtüsü, yaban hayatı özellikleri ile kendine özgü Biyolojik çeşitliliğini barındırmaktadır.

Alan içerisindeki en önemli kaynak değer Paşaca Deresi üzerinde bulunan Paşaca Şelalesidir.Şelale yaklaşık 40 metre yükseklikten düşmektedir.

Kaynaklar:

T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı 12. Bölge Müdürlüğü web sayfası,

Giresun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Address

Istanbul

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Türkiye Turizmi Panorama posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Featured

Share