Fİİ - TARİH

Fİİ  - TARİH REEL TARİH

09/08/2024

Sultan Hamid hakkında 100 yalan
uydurdum,bazısına kendim bile
inandım. Abdullah Cevdet. [ kendi
masondur]
Kaynak: Tanzimattan Cumhuriyete
Türkiye Ansiklopedisi, c.2, sf.368

21/06/2022

Geri Zulümler Cinayetler
Telâfi Edilmelidir Mehmet Şevket Eygi
21/06/2013 1923te kurulan çoğulcu İslam
Cumhuriyeti bir sene yaşamış, 1924te
son Halife Abdülmecid bin Abdülaziz
Han yurt dışına kovulmuş, temel insan
haklarına aykırı bir yığın zulüm,
haksızlık, baskı, işkence, soykırım yapılmıştır. İslam medreselerinin kapatılması bir
insan hakları ihlalidir. Tasavvuf tekkelerinin kapatılması bir
insan hakları ihlalidir. Şeyh Saidin idamı bir zulümdür. Seyyid Rızanın oğluyla birlikte idamı
bir zulümdür. İstiklal Mahkemelerinin bütün cezaları,
idamları zulümdür. Türkiyenin sosyal ve kültürel
yapısına uymayan tercüme kanunların
halka zorla dayatılması hep zulümdür. Gerçek adını ve kimliğini gizleyerek
Tekin Alp takma adıyla sahte bir
milliyetçilik ve Türkçülük uyduran,
kitaplarından birine Kahr Olsun
Şeriat! başlıklı bir bölüm koyan Moiz
Kohenin Dönme müritleri, Türkiyenin millî kimlik ve kültürünün
belini kırmışlardır. Türkiyede yapılan bunca zulme
sözde medenî Batı dünyası seyirci
kalmıştır. Bütün bu zulümler, Lozanın gizli
protokollerine göre yapılmıştır. İslama ve dindar Müslümanlara karşı
savaş ilan edilmiştir. On binden fazla tarihî cami, mescid,
medrese, dergah, taş mektep, imaret
ve diğer vakıf binaları ya tahrip
edilmiş, yahut satılmış, yahut kiraya
verilmiş, kuruluş gayesinin dışında
işlere tahsis edilmiştir. Bütün tarihî İslam kabristanları ya
tamamen düzlenmiş, ya Eyüp ve
Karacaahmette olduğu gibi tahrip
edilmiştir. Sadece Üsküdar
Bülbülderesi Dönmeler=Selanikîler
kabristanı titizlikle muhafaza edilmiştir. Ezan-ı Muhammedî okumak bile
yasaklanmış, okuyanlara cani ve katil
muamelesi yapılmıştır. Türkiye Müslümanlarını millî
kültürlerinden ve kimliklerinden
koparıp yabancılaştırmak için alfabe
ve lisan değiştirilmiştir. 1945e kadar faşist tek parti
diktatörlüğü halka kan kusturmuştur. Bu anlattıklarımın ilmî araştırmalara
tâbi tutulmasını, tarihçiler tarafından
incelenmesini, konuyla ilgili millî
arşivlerimizin tamamen açılmasını, yurt
dışındaki arşivlerin taranmasını talep
ediyorum. Bu maksatla bağımsız, haysiyetli ilmî
araştırma enstitüleri kurulmalıdır. Mazisindeki pislikleri temizlemeyen bir
toplumun geleceği temiz ve parlak
olmaz. Tarihini doğru olarak bilmeyen bir
toplumun geleceği yoktur. Son yüz yıllık yakın tarihimizde zulme
uğrayanların hatıraları temize
çıkartılmalı, itibarları iade edilmelidir. Mezarları bilinmeyen mazlumların
kabirleri bulunmalı ve imar edilmelidir. Haksız yere kapatılmış olan İslam
Medreseleri tekrar açılmalıdır. Haksız yere kapatılmış olan tasavvuf
tekke ve dergahları tekrar açılmalıdır. İmamet-i Kübra-i İslamiye kurumu
tekrar hayata geçirilmelidir. Ayasofya haksız olarak camilikten
çıkartılmış, müze haline getirilmiştir.
Tekrar Müslümanlara verilmelidir. Ülkemizdeki Yahudi vatandaşlar
cumartesi günü, Hıristiyan vatandaşlar
pazar günü hafta tatili yapıyorlar da,
çoğunluktaki Müslümanlar niçin cuma
günü tatil yapamıyor? Bin yıllık İslamî-millî yazımızın
üzerindeki zalimane yasaklar
kaldırılmalıdır. Zalim rejimin baskısıyla kuşa
döndürülen Türkçe, 1920lerdeki
zenginliğine kavuşturulmalıdır. Müslüman çoğunluğa, İslam
mektepleri kurmak hakkı verilmelidir. İslam kadın ve kızlarının başörtüsüne
karışılmamalı, mini etek giymek nasıl
serbest ise tesettür de öyle serbest
olmalı; dindar kadın memureler,
öğretmenler, doktorlar, avukatlar
başörtüleriyle hizmet verebilmelidir. Halkı Türk Kürt, Sünnî Alevî, dinci laik
gibi kamplara ayırıp birbirine düşürme
fitnesine son verilmelidir. ABDnin, ABnin, İsrailin, Haçlıların,
Evangelistlerin, Kriptoların istekleri ve
baskıları doğrultusunda; dinde reform,
dinde yenilik, dinde değişim, cihadsız
fıkıhsız Şeriatsız yeni bir İslam türetme,
işlerine gelmeyen hadîsleri ayıklama gibi fesat hareketleri durdurulmalıdır. Sorumlular, ilgililer bu dediklerimi
yapmazlarsa devreye dikey çözüm
girecek ve Türkiyenin başına bir yığın
felaket gelecektir. Uyarıyorum. * (İkinci yazı) Seyyid Tâhâ Hazretleri BÜYÜK velilerden, Resul-i Kibriya
Efendimizin vekil, varis ve
halifelerinden Hakkarili Seyyid Taha
hazretleri, Hakkari Valiliği ve Hakkari
Üniversitesi tarafından anılmış, seminer
yapılmış, kabr-i şerifi ziyaret edilmiş. Bu haberi okuyunca sevindim, mutlu
oldum. Türkiye Müslümanları Seyyid Tahaların
yolundan, izinden, peşinden giderek
kurtuluşa, izzete, iki cihan
mutluluğuna ve gerçek hürriyete
kavuşabilir. Seyyid hazretleri Şeriattan kıl kadar
ayrılmamış bir büyüğümüzdür. Onu anma toplantısının Atatürk
salonunda yapılması garibime gitti. Seyyid Taha, Halid-i Bağdadî
Efendimizin halifesi idi. İrşad ve tenvir (nurlandırma)
hizmetleriyle meşgul olduğu Nehri
beldesi bir ilim, irfan, ahlak, fazilet ve
kudsiyet merkezi olmuştu. Gelen
ziyaretçiler oraya abdestsiz
girmezlerdi. O büyük zat siyasetle meşgul olmaz,
devlet büyükleriyle görüşmezdi. Cumhuriyet devrinde, bilhassa doğu
ve güneydoğu Anadoluda
medreselere ve tekkelere büyük zarar
verildi, Kürt halkı, Kriptolar tarafından
İslamdan uzaklaştırılmaya çalışıldı.
Memlekete artık oldukça hürriyet gelmiştir. Eski İslam medreseleri ve
tekkeleri açılmalıdır. Seyyid Taha hazretleri Ehl-i Sünnete
büyük hizmet etmiştir. Onun yolundan
gidenler de, Ehl-i Sünnetten kıl kadar
ayrılmamalıdır. Kuranımız, Allah yolunda çarpışarak
can vermiş muhlis gerçek şehidlerin
ölü olmadıklarını bildiriyor.
Peygamberan-ı izam hazeretının
(aleyhimüsselam) derece ve rütbeleri
şehidlerden üstün olmakla onlar da berzah aleminde bir tür dirilikle diridir. Resulullah Efendimize Ümmetinin salat
u selamları bildirilmektedir. Gerçek veliler, nice yaşayan ölülerden,
yürüyen cenazelerden daha diridir. Peygamberimizin, diğer
Peygamberanın, Ashabın, Selef-i
Sâlihînin, rabbanî ulemanın, salihlerin,
evliyanın, şühedanın, Allah katında
derecesi yüksek seçkinlerin, Sâdat-ı
kiramın ruhaniyetleri üzerimize sâyeban olsun. Hazretin menkabelerinden: Bir gece Seyyid Taha hazretlerinin
ambarına bir hırsız girmiş, bir çuval
buğdayı yüklenip götürmek istemiş,
kaldıramamış, birazını dökmüş, yine
kaldıramamış Bu esnada Seyyid
hazretleri ambara girmiş, çuvalı hırsızın sırtına yüklemiş ve ona: -Bir daha
zahireye ihtiyacın olursa doğrudan
doğruya bana gel. Kendin almaya
kalkışma, hizmetkarlar seni yakalarsa
üzerler, incitirler demiş. 21.4.2013

08/05/2022
17/11/2021

MUTLAKA OKUYUN İRKİLECEKSİNİZ

BİR YUNAN'LININ GÖZÜNDEN RECEP TAYYİP ERDOĞAN.!!!

Ben vaktinizi almadan doğrudan konuya gireceğim. Bu ay Samos adasına gittim. 4-5 gün kaldım. orada yunanlı arkadaşlarım oldu, bunlardan birisi de Costas idi. Onunla çok iyi dost olduk. Kültürlü, saygılı, adam gibi bir adam. İngilizcesi oldukça iyi. Döneceğim gün öğlen yemeğine ısrarla davet etti. Yemek de konu politikadan açıldı. Bana kendi liderleri dahil en sevdiği ve saygı duyduğu liderin Erdoğan olduğunu söyledi, ben şaka yapıyor diye güldüm. Çok ciddiyim dedi.
Sebebini sordum.
"Bak dostum" dedi, "bütün ömrüm Türkiye'nin ülkemize olan tehdidi ile geçti. Şimdi Erdoğan'ın sayesinde çok rahatız."
" 1- Atatürk'e tarihten gelen bir nefretimiz var, Erdoğan Turkiye'yi bitirdi."
" 2- Dünyanın en güçlü ordularından birine sahiptiniz, onu da darmadağın etti, komutanları hapse attı. Bu ordu bir daha toparlanamaz."
"Siz 80 milyonsunuz, biz 10 milyon, ne kadar ürkütücü değil mi?"
" Erdoğan, tüm azınlıklara kendi devletlerini kuracağı yolu açtı.
Yakında 5-6 yeni devlet kurulur ve nüfuslarımız eşitlenir. Daha ne yapsın?!
80 yıldır bizim politikacılarımız Erdoğan'ın yaptıklarının onda birini yapamadılar. İşte saygım ve sevgim bu yüzden."
Ben buz kesildim. Farkında değilim gözümden yaşlar akıyor, tıkandım lokmayı yutamıyorum. Costas fırladı peçete ile yüzümü sildi, bir yandan özür diliyor fakat teselli edecek kelimeler bulamıyordu.
Bir daha oralara gitmem gerçeği tokat gibi vuruyorlar suratımıza.
Burada oturur yandaş gazete okur koyun gibi yaşarım, taa ki kesim gününe kadar.
Saygılarımla,

Sürüdeki koyunlardan biri
*Prof. Dr. Ergün ÇİL*
*Pediatrik Kardiyolog*

29/10/2021
28/10/2021

Cumhuriyetin ilanı oldu bittiye mi
getirildi? Ahmet Anapalı
28/10/2013
İtalyanların Trablusgarba (Libyaya)
saldırmasının ardından savaş
psikolojisini iliklerine kadar yaşamaya
başlayan Osmanlı halkı, 1909dan 1922nin Eylülüne kadar hiç
durmaksızın yedi cephede birden
savaşa savaşa düşmanın belini
kırmayı, uğrunda şehit düşmeye can
attığı Allahının inayeti ile başardı.
Cephede zafer elhamdülillah ki inanan ve İslamın son ordusu diye
ümmete lanse edilen Osmanlı
ordusuna aitti. Sıra, cephede kazanılan
zaferin aynısının masada yani
diplomaside kazanılmasıydı. Ama ne
yazık ki hiç de öyle olmadı. Zafer meşalesi erken söndü ve cephede
kazanıp masada kaybetmeye
genlerine kadar alışan ya da alıştırılan
bu milletin temsilcileri, o günlerde
hangi masaya otursalar,
alabileceklerinin en azı ile yetinecek ve sanki büyük bir zafer elde
etmişlercesine vatana döneceklerdir.
Lozandan dönen ekip her istediğini
masada kazanmış bir eda ile ve elinde
Lozan Barış Antlaşmasının metniyle
Temmuz sonu Ağustos başı gibi yurda döndü. Fakat mevcut meclisin içinde
görev yapan milletvekilleri Lozanda
imzalanan Barış Antlaşmasını kabul
edecek gibi durmuyordu. O halde
iktidar ve hâkim güç açısından
yapılacak tek bir şey vardı; hemen seçim yapıp meclisi yenilemek ve hiçbir
pürüzü olmayan milletvekillerinden
oluşan bir meclis yapmaktı. Öyle de
yapıldı yani meclis feshedildi. CHP idare
heyetinin ama daha çok Mustafa Kemal
Paşanın istediği insanlar belirlenen bölgelerden milletvekili seçildiler.
Fakat buna rağmen Lozan, sadece bu
antlaşma için seçilmiş insanların
oluşturduğu meclisten oy birliği ile
değil oy çokluğu ile kabul edildi.
Çünkü 7 milletvekili yapılan bu antlaşmaya itiraz etmişti.
Nihayet milli mücadele dönemini
kapsayan savaş biter ve yapılan bir
antlaşma ile ülkenin sınırları tam
olmasa da büyük çoğunlukla
belirlenir. Altı yüz küsur senelik idare şekli olan Saltanat sona erdirilir,
padişah ülkeden gönderilir. Her şey, iç
ve dış şartlar ülkenin tüm idare
yetkisini Ankaraya verir. Artık çok
ciddi bir problem kalmamıştır. Sıra gelir
bu ülkenin idare şeklinin belirlenmesine. Milli mücadele
döneminin bel kemiği sayılacak olan
bütün paşalar gibi Kâzım Karabekir
Paşa da bu günlerde yani Ekim
1923de Ankarada değil
Erzurumda askeri birliğinin başındadır.
Mecliste ciddi bir problem
yaşanmakta bütün gözler Mustafa
Kemal Paşaya ve onun çevresine
çevrilmiştir. Zira mevcut hükümet
ansızın istifa etmiş ve yerine hükümet seçilememektedir. Bu suni hükümet
bunalımında Mustafa Kemal Paşanın
parmağının olduğunu herkes bilmekte
ve bu yüzden ciddi kaygılar
duyulmaktadır.
Ali Fethi Beyin
başbakanlığında bulunan ve ülkeyi idare eden hükümetin hiçbir sebep
yokken neden ansızın istifa ettiği
ancak seneler sonra anlaşılacaktır.
Dilerseniz o günleri, bizzat o günlerin
baş aktörlerinden biri olan İsmet
İnönüden dinleyelim. İnönü konuyu şöyle anlatır:
Ali Fethi
Bey hükümeti henüz yeni olduğu
halde, mecliste bir buhrana yol açacak
tenkitlerle karşı karşıyadır.
Söylediklerimden başka benim bilgim
ve tertibim içinde bunun bir izahı yok. Fakat Atatürkün kafasında var. Bu
hükümeti, başından beri bir geçiş
hükümeti telakki etmiş olabilir.
Atatürk, Nutukta anlatıyor. Mecliste
her gün birtakım sebeplerle
hükümetin tenkitlere maruz kalmasından ve güç çalışılır bir
duruma sokulmasından faydalanarak
cumhuriyetin ilanı için yürütülecek bir
istikameti tayin etmişti. Atatürkün
telkini ile hükümet istifa etti ve bu
hükümetten tekrar vekilliğe seçilenler olursa, vazife almamaları kararlaştırıldı.
Bütün vekillerin imzaladıkları
istifanamede de devletin karşısında
bulunduğu iç ve dış vazifelerin
ehemmiyeti ve güçlüğü karşısında
daha kuvvetli ve meclisin tam itimat ve müzaheretine dayanacak bir hükümet
kurulmasına imkân vermek
maksadıyla istifaya zaruret hâsıl
olduğu ifade ediliyordu. Cumhuriyetin
ilanından önceki günlere rastlayan
hükümet buhranı bundan ibarettir. Görülüyor ki, Fethi Beyin karşısında
hallolunmaz bir hükümet buhranı
bulunması ve bunun bir cumhuriyet
ilanına varması, Atatürkün tasavvuru
içindedir. Binaenaleyh cumhuriyetin
ilanı için o tertip yürüyor. Bu telakkiye göre, devlet için, memleket için lazım
olan bir açık durum temin edilmiş ve
esaslı bir adım atılmış oluyor. Bu
telakkiyi benimserim. Ben neticeye
bakıyorum.1
Cumhuriyetin ilanından ya da ilan edileceğinden hiç kimsenin haberi
yoktu. Yani bir oldubitti biçiminde ilan
ve kabul edildi. Ve bu oldubitti 29
Ekim 1923 Pazartesi günü akşam
20.30da Anadolu Ajansı ile tüm
dünyaya duyuruldu. Neden kimseye haber verilmeden dar bir kadro
tarafından bu şekil belirlendi diye
kendisine sorulan Türkiye
Cumhuriyetinin ilk atanmış başbakanı
İsmet İnönü seneler sonra şunları
söyleyecektir; Fesada yer verilmemek için bundan bahsedilmedi. Esasen
duyuruya da ihtiyaç yoktu. Millet
Meclisi bütün kuvvetlere sahip olarak
vazifesinin başında idi. Atatürk de
meclisin başında olarak bütün kuvvete
sahipti. Dış ülkeler de bizden bir sistem ilan etmemizi bekliyordu. Biz de o
günlerde geçerli olan Cumhuriyeti
ilan ettik. Yani olmuş bitmiş bir şeyi ilan
etmek gibi bir şey2
Koskoca bir milletin rejimi en yetkili
ağızların da itirafı ile bir oldubitti ile belirlendi. Üstelik bu durum o günleri
ve yapılanları savunan insanların dahi
reddetmediği bir durumdu. Ömrünün
bir döneminde Mustafa Kemal ile
anlaşamayan ama bu ülkenin resmi
dininin Hıristiyanlık olmasının şart olduğunu savunan Ali Fuat Paşa şöyle
der; Hayır, ben asla saltanattan yana
değildim. O zaman ki direnişim Mustafa
Kemalin sadece bir diktatör
olmasından endişe duymamdı. Ama
Cumhuriyeti bir olupbitti ile ilan etmiş olan Atatürke hak vermek gerekir.3
Milli Mücadele tarihine isminin ve
şanının altın harflerle yazılması
gereken Doğu Cephesi Kumandanı
efsane isim Kazım Karabekir Paşa
hatıralarında bu oldubitti ilandan asla haberdar edilmediğini hiçbir şekilde
fikrinin sorulmadığını bir akşam vakti
üçbeş kişilik dar bir kadronun iradesi
ile Cumhuriyetin ilan edildiğini
Erzurumda herkes gibi gazetelerden
öğrendiğini üzülerek ifade eder.4
Kazım Karabekir için bu yaşadıkları ve
kenara itilmişlik psikolojisi ne kadar
acı bir durumdur. Oysa Karabekir Paşa,
Mustafa Kemal Paşanın en kötü, en
savunmasız, en aciz anında yani
hakkında yakalama emri çıktığı bir anda ona bu istiklal yolunda yalnız
olmadığını kendisinin de yanında
olduğunu belirterek Erzurumda bir
gövde gösterisi yapar ve herkesin
gözü önünde;
Kumandamda bulunan zabitan ve efradın hürmet ve tanzimlerini arza
geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi
bundan böyle de muhterem
kumandanımsınız. Kolordu
komutanına mahsus araba ile
maiyetinize bir takım süvari getirdim. Ben, askerlerim, ordum hepimiz
emrinizdeyiz5 diyerek
Mustafa Kemal
Paşayı yüreklendirir ve sönmek üzere
olan kurtuluş ateşini yeniden
harlandırır. Oysa o an için Mustafa
Kemal Paşa tutuklanmayı ve İstanbula gönderilmeyi
beklemektedir. Bu beklenmeyen
durum karşısında gözleri dolan
Mustafa Kemal, Karabekirin boynuna
sarılarak bu eski arkadaşını birkaç kez
öper. Kurtuluşun yıldızı o gün Erzurumdaki tarihi konakta
parlamıştır. Bu olaydan sonra da Kâzım
Karabekir ile Mustafa Kemal arasındaki
haberleşme düzenli olarak devam
etmiştir.
İşte 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyetin ilan edildiğini
gazetelerden öğrenen Kazım
Karabekir milli mücadelede böylesine
bir noktadadır.
İlan edenler tarafından da
bir oldubitti şeklinde yapıldığı inkâr edilmeyen Cumhuriyet, kendinden
önce var olan her şeyi reddederek ve
silerek işe başladı. Bu hızlı kabuk
değişimine ayak uyduramayanlar ise
rejim tarafından çok sert bir biçimde
uyarıldı, cezalandırıldı. Cumhuriyetin ilanından itibaren 15 sene içerisinde
her şey, her kavram, her inanç
dogması ışık hızıyla değişti. O kadar
değişti ki Türkün iman
ettiği Amentüsü bile değişti. Devlet
gözünde muteber bir yeri olan Yahudi Moiz Kohen, Türkün Yeni
Amentüsünü yazdı. Şöyle der bu
Yahudi tarafından hazırlanan Türkün
Amentüsü;
Kahramanlık örneği olan ve vatanın
istikbalini yoktan var eden Mustafa Kemale, Onun cengâver ordusuna,
yüce kanunlarına, savaşçı analarına ve
Türkiye için ahiret günü olmadığına
iman ederim.
İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine,
büyük milletimin medeni cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset
destanlarıyla tarihi dolduran kudretli
Türk ordusunun birliğine ve Gazinin
Allahın en sevgili kulu olduğuna
kalbimin bütün hulusi ile şehadet
ederim7 Cumhuriyetin kurulmasına ve geçen
sürece bizzat şahit olan dönemin
filozoflarında Sakallı Celal galiba bu
konuda son noktayı koyan sözleri
söyleyen insan olmuştur. Diyor ki;
Tanzimat ilan ettik değişen bir şey olmadı. İki defa Meşrutiyet ilan ettik, o
da pek işe yaramadı. En son
Cumhuriyet ilan ettik yine aynı tas, aynı
hamam! Şimdi de biraz ciddiyet mi ilan
etsek acaba?
Neler yapıldı Cumhuriyetin ilanından sonra sadece başlıkları bile incelense
bu kabuk değişimine gözle şahitlik
yapılabilir;
Cumhuriyetin ilanından sonra:
1- 3 Mart 1924te Halifelik kaldırıldı,
Osmanlı hanedanının tümü yani 155 kişi yurt dışına sürüldü. Şeriat
Bakanlığı kaldırıldı, yerine Diyanet
İşleri Başkanlığı getirildi.
2- 2 Ocak 1924te İslam dini gereği
olan hafta sonu tatili Cumadan
dünyaya entegre olabilmek için Pazara çevrildi.
3- 25 Şubat 1925de daha önce var
olan Hıyanet-i Vataniye kanununa din
maddesi eklendi ve kanunlara,
devrimlere karşı çıkanlar sonu idama
kadar giden cezalara çarptırıldı. 4- 3 Haziran 1925de Türkiye çapında
Karabekir Paşa önderliğinde girdiği
her seçimden zaferle çıkan ilk
muhalefet partisi Terakkiperver
Cumhuriyet Partisi kapatıldı.
5- 25 Kasım 1925de sarık, takke, fes gibi başlıkların giyilmesi yasaklandı ve
şapka giyme mecburiyetini getiren
şapka yasası çıkartıldı.
6- 30 Kasım 1925te tekke ve türbeler
kapatıldı. Dini kıyafet giymek
yasaklandı. Bey, ağa, paşa, beyefendi, hanımefendi, mürit, mürşit, şeyh gibi
sıfatların kullanılması yasaklandı.
7- 16 Aralık 1925de Lozanda
halledilemeyen bir mesele olan Musul,
Iraka yani İngiltereye bağlanarak
halledildi.
8- 26 Aralık 1925de İslami usulde
kullanılan ezanî saat düzeni ve hicri-
rumi takvim kaldırılarak Avrupaî
tarzda takvime geçildi.
9- 17 Şubat 1926da Osmanlı Medeni
Kanunu olan Mecelle kaldırıldı yerine İsviçre Medeni Kanunu kabul edildi.
10- Osmanlı İslami Ceza Kanunu
kaldırıldı, İtalyan Ceza Kanunu kabul
edildi.
11- 28 Mayıs 1927de Osmanlı
padişahlarının simgesi olan tuğra sembolünün resmi dairelerin
kapılarından kazınmasına dair yasa
çıkartıldı.
12- Şubat 1928de İstanbul
Cağaloğlunda Yerebatan Camiinde
ilk Türkçe hutbe okutuldu.
13- 10 Nisan 1928de Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasından Türkiye
bir İslam devletidir ibaresi kaldırıldı.
14- 21 Mayıs 1928de uluslararası
rakamlar kullanılmaya başlandı.
15- 1 Kasım 1928de bin küsur senedir kullanılan Arap alfabesi
kaldırıldı, yerine Latin alfabesi
kullanılmaya başlandı.
16- 22 Ocak 1932de İstanbul
Yerebatan Camiinde hafız Yaşar Okur
tarafından ilk defa Türkçe ezan okundu.
17- 26 Kasım 1934te daha önce
taslağı hazırlanan efendi, bey, paşa,
ağa, hacı, hafız, hoca, beyefendi,
hanımefendi, hanım, hazret gibi
sıfatların kullanılması çıkarılan bir yasa ile yasaklandı.
18- 1 Şubat 1935de Fatih Sultan
Mehmet Hanın fethin nişanesi olarak
camiye çevirdiği Ayasofya Camii
altında Mustafa Kemal Paşanın
imzasının bulunduğu bir Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrildi.
19- 27 Mayıs 1935de çıkartılan bir
yasa ile daha önce uygulanmaya
başlanan hafta sonu tatilinin
Cumadan Pazara çevrilmesi
hakkındaki yasa yürürlüğe girdi. 20- 5 Şubat 1937de CHPnin altı oku
Anayasaya girdi. Böylelikle
dokunulmazlık kazandı.6
Kaynaklar:
1) İsmet İnönü, Hatıralar, Haz.:
Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, s.440-441
2) Abdi İpekçi, İnönü Atatürkü
Anlatıyor, Dünya Kitap s. 15
3) Hikmet Bil, Atatürkün Sofrası,
Toplumsal Dönüşüm Yayınları, s. 55
4) Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, Emre Yayınları,
5) Mustafa Armağan, Kâzım
Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz,
Timaş Yayınevi, Mayıs 2011
6) Bahir Mazhar Erüreten, Türkiye
Cumhuriyeti Devrim Yasaları, Cumhuriyet Gazetesinin yayını, s.119
7) Cumhuriyetin Şeref Kitabı, İşaret
Yayınları, s.6 Cumhuriyetin kurulması için elinden geleni yapan Anadolu halkı. Cumhuriyetin ilanının İstanbul İstiklal Caddesinde kutlanması. Millete efendi olarak gösterilen köylü ve onu ziyarete gelen bürokrat yetkililerÖzlenilen ve oluşturulmaya çalışılan Cumhuriyet nesli. O olmasaydı diye başlayacak olan cümlelerin gerçek sahibi ve kendilerine dua borcumuz olan Milli Mücadele kahramanları. Türkün iman etmesi gereken Amentü maddeleri bile Yahudi olan ve Türkiyedeki Türkçü hareketin lideri Moiz Kohen tarafından hazırlanmıştır. Sonraki zamanlarda Tekin Alp ismini de kullanacak olan Türkiyedeki Türkçülük hareketinin liderlerinden Yahudi Moiz Kohen. Çıkartılan bir yasa gereği Türkçe okunmaya başlanan ezanın Cumhuriyet gazetesinde yapılan haberi. 28 Mayıs 1927de çıkartılan bir yasa ile kazınan Galata Kulesinin kapısındaki tuğra.

MASONLUK NEDİR?*Masonluk devlet içinde devlettir.*Masonlukta sembolizm çok önemlidir.Heryere bir sembol koyarak sublimin...
22/10/2021

MASONLUK NEDİR?

*Masonluk devlet içinde devlettir.
*Masonlukta sembolizm çok önemlidir.Heryere bir sembol koyarak subliminal mesaj verirler.

*Masonlukta bir görünen yüz vardır birde özü.İlk bakışta kardeşliği benimseyen ,yardımsever,dinlere

saygılı bir kurum gibidir.Ancak özünde Masonluğun en büyük düşmanı dindir.Bütün tahribatları dine yöneliktir.
*Masonlukta gizlilik esastır.Bütün görüşmeler gizli ortamlarda sapkın şekillerde yapılır.

*Masonluğun görünen yüzünde ‘çırak,kalfa,usta’ olmak üzere üç derecesi vardır. Ancak özünde 33 derecedir.

*Masonlukta 18 inci dereceye kadar İlaha inanılabilir.18. dereceden sonra İlah reddedilip teizmden deizme geçilir.

*Masonluk bugün heryerdedir.Medyanın büyük kısmı onların elindedir.Böylece düşüncelerini insanlara kolayca aşılayabilirler.
*Masonluk Yahudilikle birebir ilişkilidir.Muharref Tevrattan sayısız alıntılarla mevcuttur.

*Ve en önemlisi Masonluk Ahir Zamanda deccalin ordusunu oluşturacak olan,bugünde bunun için çalışan,deccalin askerleridir.

27/08/2021

Size bir arkadaşım için yazdığım yazıyı gönderiyorum.

Değerli kardeşim Rüştü,
Facebook tan yazını okudum. Almanya dan Türkiye ye dönmüşsün. Hoş geldin vatanına...
İnşallah emekli de olmuşsundur ve Türkiye ye yerleşirsin.

Yazın akıcı bir uslupla yazılmış, seni tebrik ederim.

Ancak eski RP Denizli Milletvekili adayı şuurlu bir Müslümanın ilk ele alacağı konuları ele almamışsın.

Bundan 100 sene kadar önce Osmanlı Devleti yıkılınca Yahudi Hayım Nahum eliyle bütün kanunlarımız değiştirilmişti. Biz bu zaman içinde Allahın Kur'an-ı kerim de koyduğu emirlere göre değil bu Yahudinin koyduğu kanunlara göre yönetiliyoruz.

Ve ekonomide, hukukta, ahlakta, ilimde, siyasette, eğitimde, dış politikada bu kanunların gereğini yerine getiriyoruz.

Maide suresi 44, 45 ve 47 ayetler de Allah buyuruyor ki "kim benim indirdiğim hükümlerle jükmetmezse işte onlar kafirlerin, zalimlerin, fasıkların ta kendileridir"

20 senedir tek başına meclis çoğunluğunu elinde bulunduran AKP bu konuda tek bir adım atmamış, bilakis çıkardığı zinanın serbest bırakılması, eş cinselliğin serbest bırakılması, domuz etinin serbest bırakılması, GDO lu bitkiler üretimi nin serbest bırakılmasını sağlamıştır.

Aynı Yahudinin koyduğu doktrine göre toplumda işsizlik artmış, enflasyon yükselmiş (1 EURO 10 TL yi geçmiştir), iş ve dış borç tavan yapmış, manevi değerlerimiz baş aşağıya düşürülmüş soygun, hortum, ihale yolsuzlukları her yanımızı sarmış, ülke kamplara bölünmüş, kamplar arası çatışmalar başlamış (Konya Meram da bir eve girilerek kadın çocuk 7 kişi öldürülmüş) ve İsrail in bizi yutmasına ramak kalmıştır.

Bütün imani ve dünyevi sıkıntılarımız ortadayken senin yollarla ilgilenmen doğrusu uygun düşmemiştir.

Bu sana son ikazımdır. Bir daha böyle bir ikaz yapmam. Bu yanlış yolda ömrünü tüketirsin ve sıra mahşerde hesap vermeye gelir.

Selam ve dualarımla...
Nevzat Laleli

Address

Istanbul
34025

Telephone

+905555555555

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Fİİ - TARİH posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Fİİ - TARİH:

Featured

Share