19/09/2026
NEDEN OLMASIN?
Prizren II. Uluslararası Türkçe Tiyatro Festivali Üzerine
Dr. Taner GÜÇLÜTÜRK
Tiyatro, yalnızca sahnede oynanan bir oyun değildir.
Bazen bir milletin hafızasıdır. Bazen bir dilin yaşama biçimidir. Bazen de geçmiş ile gelecek arasında kurulan görünmez bir köprüdür.
Hele söz konusu olan Türkçe tiyatro ve sahne Prizren ise, tiyatronun anlamı biraz daha derinleşir.
Çünkü Prizren, yalnızca tarihi taşları, köprüleri, camileri, çarşıları ve sokaklardan ibaret değil, yüzyıllardır taşıdığı çok katmanlı kültürel hafızasıyla da bir sahnedir. Bu şehirde Türkçe yalnızca konuşulan bir dil değil, aynı zamanda şiirin, edebiyatın, müziğin ve köklü bir tiyatro geleneğinin dili olarak yaşamaya devam etmektedir.
İşte Prizren II. Uluslararası Türkçe Tiyatro Festivali, 8–13 Eylül 2026 tarihleri arasında, böylesi güçlü bir kültürel zeminde gerçekleştirildi.
Ve kanaatimce bu yılki festival, ilk yılın ardından yalnızca devam eden bir organizasyon olmadığını, artık kendi kimliğini oluşturmaya başlayan bir kültür-sanat hareketine dönüşme istidadı taşıdığını gösterdi.
Festivalin Art Theatre ve Yunus Emre Enstitüsü iş birliğiyle gerçekleştirilmesi, organizasyonun kurumsal altyapısının da dikkat çekici bir yönünü oluşturdu.
Festivalde Kosova’nın yanı sıra Türkiye, Kuzey Makedonya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve İtalya’dan sanatçı ve topluluklar bir araya geldi. Yaklaşık 200 sanatçı festival kapsamında görev aldı, gösterilerin Prizren'in yanında Priştine, Mamuşa, Gilan, Yakova, İpek ve Mitroviça gibi farklı şehirlerde de gerçekleştirildi.
Bu ayrıntı önemli.
Çünkü Türkçe tiyatroyu yalnızca Prizren'de yaşayan Türk Toplumunun kültürel bir etkinliği olarak görmek, onun gerçek potansiyelini daraltmak olur.
O yüzden festivale gelen kimi oyunları Balkanlar'daki Yunus Emre Enstitüleri marifetiyle diğer yakın Balkan ülkeleri ve şehirlerine de taşınmalıdır.
Türkçe tiyatro, Balkanlar'da farklı coğrafyaları birbirine bağlayabilecek bir sanat dili olabilir.
Festivalin asıl değerlerinden biri de tam burada ortaya çıkmaktadır.
Türkçe, sahnede bir iletişim dili olmaktan çıkarak ortak bir kültür dili hâline gelmektedir.
Festival programına baktığımızda önemli bir başka husus daha ortaya çıktı.
İzmir Devlet Tiyatrosu'nun “Majestik” adlı oyunuyla açılan festival, Ankara Devlet Tiyatrosu'nun “Göğe Yazılmış Bir Alp” adlı yapımıyla kapandı. Bunun yanında Sui Generis'in “Cambazın Cenazesi”, Naif Bey Kumpanyası'nın “Naif Bey ve Yaveri”, Karma Sahne'nin “Antigone”, Serlay Tiyatro'nun “Nihayet Bitti”, Kabare Kabare Tiyatrosu'nun “Bavul”, Üsküp Milli Kurum Türk Tiyatrosu'nun “Pembe Panduflu Aşk”, Düşişleri Tiyatrosu'nun “Düşişleri Bakanlığı” ve Soytarı Sanat'ın “Kral Cıbıldak” gibi farklı yapımları da programda yer aldı. Ev sahibi Art Theatre ise “Şeçer Pare” ile festivalde kendi üretimini temsil etti.
Festival dünyanın değişik yerlerinden 123 katılım başvurusu aldı.
Bu çeşitlilik, festivalin yalnızca “Türkiye'den Prizren'e oyun getirme” anlayışından daha geniş bir ufka yöneldiğini gösteriyor.
Çünkü gerçek bir uluslararası festival, yalnızca konuklarını ağırlayan değil, kendi sanat üretimini de görünür kılan festivaldir.
Bu bakımdan Art Theatre'ın kendi yapımı olan “Şeçer Pare” ile festival programında yer alması ayrıca anlamlı oldu.
Prizren'in Türkçe tiyatrosu yalnızca seyirci olmamalı, üreten, yazan, yöneten, oynayan ve kendi hikâyesini anlatan bir tiyatro geleneğine sahip olduğu da gösterildi.
Festivalin en kıymetli taraflarından biri hafızayı sahneye ve kitaba taşımak oldu.
Bu yılki festivalin bence en anlamlı çalışmalarından biri, Agim Rifat Yeşeren'in “Geçmişten Günümüze Kosova Türk Tiyatrosu” adlı eserinin tanıtılmasıydı.
Çünkü tiyatro, sahnede yaşandığı kadar arşivde de yaşar.
Bir toplumun tiyatro tarihini kayıt altına almazsanız, yıllar sonra geriye yalnızca hatıralar kalır. Veyahut kendi tiyatronuzun tarihini kendiniz yazmazsanız, gelir bir başkası yazar. Yazarken de ya kısmi yazar ya da konuya yeterli hakimiyet sağlayamadığı için kendi yargılarıyla dar bir çerçeveye hapseder.
Oysa tiyatro tarihinin belgelenmesi, sanatçıların, toplulukların, oyunların, sahne deneyimlerinin ve dönemlerin gelecek kuşaklara aktarılması açısından büyük önem taşır.
Festival kapsamında Yunus Emre Enstitüsünde gerçekleştirilen kitap tanıtımında Kosova Türk tiyatrosunun tarihsel gelişimi ele alındı. Eserin, Kosova Türk Tiyatrosunun gelişim aşamalarını kapsamlı biçimde yansıtan bir çalışma olarak değerlendirilmesi de bu bakımdan dikkate değerdir.
Ben bunu festivalin en değerli mesajlarından biri olarak görüyorum. Bir tiyatro geleneği yalnızca sahnelenerek değil, hatırlanarak ve kayda geçirilerek de yaşatılır.
Dolayısıyla festivalin tiyatro gösterileri kadar tiyatro hafızasına ilişkin bu tür çalışmalara yer vermesi, organizasyonun kültürel derinliğini artırdı.
Festival programında çocuklara yönelik gösterilerin ve etkinliklerin bulunması da ayrıca önemliydi.
Çünkü bir dilin geleceği yalnızca edebiyat kitaplarında değil, çocukların o dili neşeyle kullandığı alanlarda da belirlenir.
Karagöz ve Hacivat, çocuk gösterileri ve sokak etkinlikleri gibi çalışmaların festival programına dâhil edilmesi, tiyatronun yalnızca yetişkin sanatseverlere yönelik bir etkinlik olarak düşünülmediğini gösteriyor. İtalya'dan Silence Teatro'nun sokak gösterileri de bu açıdan festivalin sahne ile şehir arasındaki sınırları genişletmesine katkı sağladı.
Tiyatro salondan çıktığında şehirle konuşmaya başlar.
Sokakta, meydanda, çocukların karşısında, farklı dilleri konuşan insanların arasında kendisine yeni bir seyirci bulur.
Prizren gibi çok kültürlü bir şehirde bunun ayrıca bir anlamı vardır.
Festivalin kapanışında Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen “Göğe Yazılmış Bir Alp” ise bu yılın kültürel çerçevesini tamamlayan özel bir seçim oldu.
2026 yılının Ziya Gökalp'in doğumunun 150. yılı dolayısıyla “Ziya Gökalp Anma Yılı” olarak değerlendirilmesi kapsamında hazırlanan eser, Gökalp'in çocukluğundan Cumhuriyet'in kuruluşuna uzanan düşünsel yolculuğunu tiyatro sahnesine taşıdı.
Fakat burada asıl dikkat çekici olan yalnızca Ziya Gökalp'in anılması değildir.
TÜRKSOY desteğiyle Gökalp'in düşüncelerinin Balkanlar'da, özellikle de Prizren'de, Gostivar'da, Üsküp’te sahneye taşınmasıdır.
Festivalin kapanışında salonun tamamen dolması, bazı seyircilerin oyunu ayakta takip etmesi ve yer bulamayanların olması, gösteriye yönelik yoğun ilgiyi ortaya koydu.
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı'nın kapanış programına iştirakı, festivale hak eden onuru yaşattı, anavatan desteğinin kurumsal manada en üst düzeyde yanımızda olduğu mesajını verdi.
Festivaldeki bu görüntü aslında bize çok açık bir şey söyledi, insanlar hâlâ tiyatroya ihtiyaç duyuyor.
Yeter ki karşılarına gerçekten anlam taşıyan bir sahne kurulsun.
Bir festivalin başarısını yalnızca kaç oyunun oynanmasıyla ölçmek doğru değildir.
Asıl soru festival bittikten sonra geriye ne kalıyor?
Bir afiş mi?
Birkaç fotoğraf mı?
Yoksa yeni sanat ilişkileri, yeni seyirciler, yeni eserler, yeni düşünceler ve yeni bir kültür ortamı mı?
Prizren II. Uluslararası Türkçe Tiyatro Festivali açısından henüz bütün bu sonuçları ölçmek için erken olabilir.
Ancak ikinci yılında festivalin farklı ülkelerden sanatçıları buluşturması, yerel üretime yer vermesi, tiyatro tarihine ilişkin bir kitabı programına dâhil etmesi, çocuklara ve sokağa açılması ve Devlet Tiyatrolarının önemli yapımlarını Prizren seyircisiyle buluşturması, festivalin kapsamının genişlediğini açıkça gösteriyor.
Festival Direktörü ve Art Theatre Müdürü Sonay Buş'un kapanışta dile getirdiği “Prizren'in bir Türkçe festivali olmalı dedik ve oldu” sözü de aslında bu sürecin arkasındaki düşünceyi özetliyor.
Bu anlamda başta Sonay Buş olmak üzere bütün Art Theatre ekibini cesur başarılarından dolayı kalben kutlamak gerek.
Şimdi ise daha önemli bir aşamaya gelinmiştir.
Prizren'in Türkçe tiyatro festivali yalnızca olmuş olmakla kalmamalı, kalıcı bir tiyatro geleneğine dönüşmeli ve festivalin ana motosu şu olmalı: "Prizren Türk Tiyatrosu profesyonel tiyatro olmalıdır!"
Ve Prizren Türk Tiyatrosu profesyonel tiyatro oluncaya kadar bu moto festivalin sahnesinden ısrarla inmemelidir. Asıl bu amaca erişilirse o zaman festival tarihi misyonunu yerine getirmiş olacaktır.
Her yıl bu önemli mesele canlı ve aktüel tutulmalıdır.
Bunu, Afrim Kasapolli'nin ödülünü sahnede alırken protokole, seyirciye ve özellikle Kültür Bakanı Yardımcısı Nora Arapi'ye haykırdığı gibi!
Arnavut sanatçı dostlarımızın da bu önemli hususun altını çizerek güzide tiyatromuzu sahiplenmeleri ve profesyonel Türk tiyatrosunun kurulmasını desteklemeleri festivalin çok değerli ve belki de en önemli ayrıntısıydı.
Ödül demişken, festival diğer etkinlikleri yanı sıra vefa sergilemeyi de unutmadı.
2.Uluslararası Türkçe Tiyatro Festivali kapsamında “Aziz Buş Tiyatro Emek Ödül”leri takdim edildi.
Türk Tiyatrosuna uzun yıllardır özveriyle hizmet eden, sanatın yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması adına değerli katkılar sunan kıymetli sanatçılarımız Yunus Şimşek, Zekeriya Hocalar, Ayser Leskovçalı, Naciye Keç ve Kadriye İmam’a emek ödülleri takdim edilmesi ayrıca sevindirdi, büyük bir gurur ve mutlulukla onurlandırdı.
Türk Tiyatrosu’na Destek Ödülüne layık görülen Afrim Kasapolli ve Denis Galushi de gönülden kutlandı, Türk Tiyatrosuna verdikleri değerli destekleri ödülle takdir edildi.
Sanatın, emeğin ve kültürel mirasımızın değerini yücelten vefa gecesinde ödüle layık görülen tüm sanatçılarımızı ve kültür-sanat dostlarımızı bu vesileyle bir daha içtenlikle tebrik ediyorum.
Bence bundan sonraki aşamada festivalin önünde çok değerli imkânlar bulunmaktadır.
Her şeyden önce Kosova/Prizren Türk tiyatrosunun profesyonelleşmesi hususu üzerine durularak, diğer yandan yerli üretimini artırmak gerekir.
Festivalde özgün oyunu tanıtılan Barış Karamuço'nun "Bavul" eseri gibi yeni oyun yazarları teşvik edilmeli, Kosova'da yazılan Türkçe oyunlara festival programlarında daha geniş alan açılmalıdır.
Aziz Buş'un aziz hatırasını yaşatan Doğru Yol, Gerçek, Birlik, Çeşme, Aşık Ferki, Yarın, Kosova Türk Yazarlar Derneği, İmza Yayınevi, Kabare Türk Tiyatrosu gibi köklü derneklerimizde genç oyuncular için atölyeler düzenlenmeli, tiyatro yazarlığı, yönetmenlik ve dramaturji çalışmaları yapılmalıdır. Böyle bir çalışma bu yörelerdeki tiyatro etkinliklerini körükleyip gelişmesini de teşvik edecektir.
Bu derneklerimizle işbirliği içerisinde Kosova'daki tiyatro tarihine ilişkin arşiv çalışmaları sürdürülmeli, eski oyun metinleri, afişler, fotoğraflar, program kitapçıkları ve sanatçı tanıklıkları sistematik biçimde kayıt altına alınmalıdır. Tiyatro sanatçılarının portre geceleri tertiplenmelidir.
Üniversiteler, kültür kurumları ve tiyatro toplulukları arasında daha güçlü bağlar kurulmalıdır. Bu bağlamda, Türkçe şemsiyesi altında kardeş halklarımızın dilinde Arnavutça, Boşnakça ve diğer dillerde birer temsile de festival kapsamında yer verilmelidir. Bu onlarla olan dostluk ve sanatsal bağlarımızı daha da güçlendirecektir.
Ve belki de en önemlisi, festival, Prizren'in Türkçe tiyatro üretimini yalnızca yılda bir kez görünür kılan bir organizasyon değil, Dokufest gibi bütün bir yıl boyunca üretimi besleyen bir kültür platformu hâline gelmelidir, festival kurumsallaşmalıdır.
Bunun için de festivale maddi destek artarak her geçen yıl daha fazla destek sunulmalıdır.
Böyle bir yapı oluştuğu takdirde festival, zaman içerisinde Balkanlar'daki Türkçe tiyatronun önemli buluşma merkezlerinden birine dönüşebilir.
Çünkü bazı şehirler tiyatroyu yalnızca ağırlamaz.
Tiyatronun kendisi olur.
Prizren biraz da böyledir.
Taş köprülerinden geçen insanlar, eski çarşıların sesleri, minarelerden yükselen ezan, farklı dillerin birbirine karıştığı sokaklar ve yüzyılların biriktirdiği kültürel hafıza...
Bütün bunların ortasında Türkçe bir sahne kurulduğunda, yalnızca bir oyun oynanmış olmaz.
Bir hafıza yeniden konuşur.
Bir dil yeniden görünür olur.
Bir kültür kendisini yeniden anlatır.
Ve farklı ülkelerden gelen sanatçılar aynı sahnede buluştuğunda, sınırların ayırdığı coğrafyalar sanatın önünde yeniden birbirine yaklaşır.
Bu nedenle Prizren II. Uluslararası Türkçe Tiyatro Festivali'ne yalnızca bir tiyatro festivali olarak bakmamak gerekir.
Bu festival, Türkçenin Balkanlar'daki kültürel varlığını sahne üzerinden yeniden görünür kılan bir buluşmadır.
Elbette daha yapılacak çok iş vardır.
Daha fazla yerli eser...
Daha fazla sanatçı...
Daha fazla çocuk seyirci...
Daha güçlü arşiv...
Daha geniş uluslararası katılım...
Ve daha nitelikli katılımlı tiyatro üretimi...
Fakat bütün büyük kültür hareketleri bir ilk adımla başlar.
Prizren'de o adım artık atılmıştır.
Şimdi mesele, o adımın izini kaybetmemektir.
Çünkü festival biter, tiyatro perdesi kapanır.
Oyuncular sahneden çekilir.
Işıklar söner.
Festivale katılan seyirci evine döner.
Ama iyi bir tiyatro, insanın içinde devam eder.
Prizren'in Türkçe sahnesi de artık yalnızca geçmişin hatırası değildir.
O sahne, geleceğin de sahnesidir.
Ve belki bundan yıllar sonra, bugünleri hatırlayanlar şöyle diyecektir: “Bir zamanlar Prizren'de bir festival başlatmışlardı. Sonra o festival bir geleneğe dönüştü, şimdi yıllardır aralıksız sürüyor.”
Dileğimiz, bu cümlenin gelecekte gerçek olmasıdır.
Açılış akşamında en büyük alkışı toplayan Kosova Yunus Emre Enstitüleri Koordinatörü Sayın Ramazan Yılmaz Beyin deyimiyle:
"Neden olmasın?!"